ÖNCE İNSAN SONRA KRAL
Yazan Menderes KARAKÜÇÜK

Menderes Arkadaşımız Sevgili Füsun Önal ile Birlikte 8 Ocak 2003 Organizasyonumuzda
Elvis
Presley öldüğüne 26 yıl oldu. O birçok bakımdan ilk ve de sondu. Şüphesiz
gelmiş geçmiş en popüler, en zengin, en çok albüm satan ve en çok fotoğrafı
çekilen şarkıcıydı ama rock’n roll kralı herşeyden önce insandı.
ELVIS
IRKÇILIĞA KARŞI
Ülkemizde
Elvis Presley denince hemen her ölüm yıldönümü anma proğramında görmeye
alıştığımız içi boş imaj gelir. Hani yakışıklılığıyla kızları
delirten, kıpır kıpır müziğiyle gençleri coşturan geleneksel değerlere
ve ailevi değerlere isyan ettiren o boş pop imaj. Gerçek ise biraz daha karmaşık
ve zordur.
Elvis
Presley hayatı boyunca özellikle de 1950’lerde FBI tarafından gençlerin
anne ve babalarının sözünü dinlememeye başlamasına sebep olduğu için
takibe uğramamamıştı herhalde. Onun hakim güçlerle derdi daha
derinlerde 8 Ocak 19
35’te
doğduğu Mississippi’nin karanlıklarında yatıyordu. Geleneksel Amerikan ırkçılığının
merkezi Mississippi’de doğmuştu Elvis.

Siyahlarla
beyazların müzikleri ve kültürleri de tuvaletleri gibi birbirinden
Sam
Philips ilk başlarda Elvis’teki yeteneği görmüştü ama yeterli bulmamıştı.
Bir gün Sam Philips daha önce kaydettikleri ama ismini ve telefon numarasını
not etmeyi unuttukları bir siyah şarkıcının kimliğini bulamayınca şarkıyı
başka birine okutmayı düşünür ve işte Elvis ilk o zaman akıllarına
gelir. Deneme kayıtları Philips tarafından beğenilmez. Philips bu gençte
kabiliyet olduğunun farkındadır ama birşeyler eksiktir bunu bir türlü
bulamaz. Önceleri yeterince pişmediğine kanaat getirir ve profesyonel müzisyenlerle
bir süre çalışırsa yetişeceğini düşünür ve gitarist Scotty Moore ve
kontrbasçı Bill Black’ten Elvis’le bir süre çalışmalarını rica eder.
Bu üç müzisyen aylarca çalışırlar, yüzlerce şarkı denerler ama kayda
değer hiçbirşey yapamazlar. Sam Philips bir türlü Elvis’I kafasındaki
kalıba oturtamaz tabii bilmediği şey Elvis’in yetersizlikten değil o kalıba
çok büyük olduğu için uymadığıdır.
Philips
artık pes eder. Bu Elvis’ten birşey olamayacaktır. Tüm ümitler tükenmiştir.
Elvis, Scotty ve Bill verimsiz bir çalışmadan sonra dinlenip kola içerken
Elvis eline gitarı alır ve kendi yorumuyla ünlü country yıldızı Arthur
“big boy” Crudup’un ünlü parçası “That’s all right”I çalmaya başlar.
Tuhaf bir yorumdur Elvis’in çaldığı
tarz,beyaz bir country parçasını siyahların rhythm blues ritmiyle çalmaya
başladığı anda Scotty Moore da gitarını alıp Elvis’e eşlik etmeye başlar
Bill Black de onlara katılır. Elvis’ten tüm ümidi kesen Sam Philips duyduğu
seslere inanamaz hemen stüdyoya koşar ve Moore’a “hey siz ne yaptığınızı
sanıyorsunuz?” diye seslenir.
Moore
- “Ben de henüz bilmiyorum şimdilik sadece Elvis’e uyuyoruz”
Philips - “ Ne halt ediyorsunuz
anlamadım ama harika birşey şunu baştan alın da
Artık
Philips de Elvis’I bilinen kalıplara sokmanın yanlışlığını anlar. Böylece
serbest kalan Elvis önce müzikal kalıpları sonra toplumsalları birer birer
kırar. İşte herşeyi başlatan o şarkı olmuştu “That’s all right”.
Şarkı siyah ve beyaz, özellikle de beyaz radyo istasyonlarından yayılmaya
başlayınca asıl kıyamet kopar. Gençler bu daha önce duyulmamış tarzın
ve sesin büyüsüne kapılırken ırkçılar ve kilise ise ayağa kalkmıştı.
Büyük bir patırtı kopmuştu. İlk defa bir beyaz siyah müzik tarzında şarkı
şöylemişti. Aslında bu tarza benzer bir tarz o sıralarda beyazlar arasında
da rockabilly adıyla yayılıyordu. Elvis’ten bir süre önce de Bill Halley
isimli bir beyaz “Rock Around the Clock” isminde bir hit parçayla bu yeni müziği
gündeme getirmişti ama bunu rhythm blues tarzında yapmak kimsenin aklına
gelmemişti.
Önceleri
gelip geçici ve bölgesel bir akım olarak görülen bu tarzın etkileri ve müşterileri
eyalet dışına taşmaya başlamıştı. Alan Freed isimli bir dj de bu müzik
tarzını programlarında tanıtmakla kalmamış aradaki ırk ayrımını kaldırarak
o zamana kadar rhythm blues ve rockabilly diye bilinen tarzları aynı isim altında
toplamıştı “Rock’n Roll” Siyah
argosunda cinsel ilişkiyi ifade eden bu tanımın bir müzik türünün ismi
olarak kullanılmaya başlaması muhafazakarları ve kiliseyi iyice çileden çıkartmıştı.
Papazların “şeytanın müziği” diye
isim taktığı rock’n roll pazar ayinlerinin tek vaaz konusuydu hele şu
Memphisli fakir çocuk Elvis Presley’e daha bir bozuluyorlardı. Elvis’in
ismi kiliselerde Hz.İsa ve şeytanınkinden daha fazla geçer olmuştu. Ne yapmıştı
ki Elvis? Sadece müzikteki ırk ayrımını kaldırmıştı, insanca
duygularını
dinlemiş, insanı yerinden oynatan bir müzik yapmıştı. Yaptığı tekşey
insan doğasının en normal veya öyle olması gereken duygularını şarkılarına,
plaklara ve radyo dalgalarıyla Amerika’ya ulaştırmak olmuştu.
FBI’ın
saçmalıklarıyla ünlü paranoyak başkanı Edgar J.Hoover ise rock’n
roll’un altında da komünizm etkisi bulmakta gecikirim korkusuyla paldır küldür
bir açıklama yapmış ve “Bu rock’n
roll belası başımıza komünizmden bile büyük bir bela açacak!” demesiyle
birlikte ülkedeki FBI ajanları işi gücü bırakıp başta Elvis olmak üzere
rock’n roll şarkıcıları peşinde koşmaya başlamışlardı. İşin komik
tarafı bu yeni müziğin komünizmle bir ilgisi olmamakla beraber getirdiği
hayat tarzı da komünizmin hiçbirzaman kabul etmeyeceği bir hayattı. Zaten
sonraki yıllarda komünist ülkelerde bu müzik ve özelliklede Elvis Presley
yasaklanmıştı.
KRALLIĞA GİDEN YOL…
Elvis
20 kasım 1955’te Amerika’nın en büyük plak şirketlerinden RCA ile bir
kontrat imzalayarak Sun Records’taki kariyerini sona erdirdi. Elvis Sun’da 5
single piyasaya çıkartmıştı. Elvis’in RCA için yaptığı ilk kayıt 10
Ocak 1956’da gerçekleştirildi. Bu Elvis’in ABD listelerindeki ilk listebaşı
şarkı olan “Heartbreak Hotel” di. Bunu diğerleri izledi. Elvis’in kısa
sürede pilinin biteceğine inananları Elvis arka arkaya hayal kırıklığına
uğratıyordu.
1956
yılında Elvis Tommy ve Jimmy Dorsey’in Stage Show programıyla Amerika çapında
bir TV başarısı elde etmişti. Daha sonra çıktığı Milton Berle Show’da
yaptığı danslar ve özellikle de Hound Dog’u söylerken yaptığı
hareketli dans ile muhafazakarları iyiden iyiye kızdırdı. Artık Elvis’I
televizyonda sadece belden yukarı görmek mümkün oluyordu. Bazı konserleri
de polis gözetiminde tutuluyor hatta ahlaka aykırı (!) dansetme ihtimaline
karşı polis kamerası tarafından kayda alınıyordu.
Elvis’in
FBI tarafından tutulan dosyalarının üzerindeki gizlilik 1998 yılında kaldırıldı
ve internet üzerinden tamamı yayınlandı. Film afişlerinden gazete kupürlerine
kadar binlerce gerekli gereksiz dökümanın bulunduğu dosyada Elvis hakkında
hiçbir dişe dokunur bilgi bulunmamaktadır. Dosyanın tamamı Elvis’I adım
adım takip eden FBI ajanlarının “havaalanına gitti, alışveriş yaptı,
konser verdi “ gibi herkesin bildiği şeylerin resmi raporlarıyla doludur.
FBI bu dosyanın Elvis gibi tanınmış birinin korunması amacıyla tutulduğu
gibi komik bir açıklama yapmıştır. Koruma amaçlı benzeri bir dosya da ünlü
insan hakları savunucusu Martin Luther King için tutulmuştu. Onun da dosyası
ipe sapa gelmez binlerce raporla doludur.
Elvis
1 milyarın üzerinde plak satışıyla dünyanın en çok satan şarkıcısı
olma özelliğini korumaktadır. CD satışları ise aynı hızla gitmektedir.
140 albümü Amerikan Kayıt Endüstrisi Birliği (RIAA) tarafından altın veya
platin plakla ödüllendirilmiş,
birçoğu
birden fazla altın ve platin plak almıştır. 149 şarkısı Billboard top 100
listesine girmiştir. 18 liste başı şarkısı olan Elvis’in 40 şarkısı
ilk 10’a 114 tanesi ise ilk 40’a girmişti. Bunlar Elvis’in sadece
Billboard pop listelerindeki başarılarıdır. Elvis’in country, gospel ve
ryhtm blues listelerinde de listebaşı parçaları bulunmaktaydı. 14 kere
Grammy’e aday gösterildi 3 kere bu ödülü aldı. Rock’n roll kralı olduğu
halde bu 3 Grammy’de gospel albümlerine verildi How Great Thou Art (1967) He
Touched Me (1972) ve How Great Thou Art’ın 1974 Memphis konserindeki
yorumuyla. Ölümünden 25 yıl sonra bile bir parçasının remiksi “a little
less conversation” ve daha sonra yayınlanan “Elvis 30#1 hits” tüm dünyada
listelerde birinci sıraya yükselmiştir. Bugün dünyadaki Elvis hayranlarının
yarısından fazlasını Elvis öldükten sonra doğanlar oluşturur.
İNSAN
OLARAL ELVIS
Elvis’I
kral yapan müzikal kariyerinden çok insani yönüdür. Elvis hayatı boyunca
kazandığı 4 milyar doların (1954’ten bugüne ABD enflasyonu gözönüne alındığında
bugünkü değerle 35 milyar dolar civarında) yarısını hayır işlerine
harcamıştır.
“İnsanların
hediye aldıklarında veya bir problemleri halledildiğinde yüzlerinde oluşan
mutluluk ifadesini görmeye bayılıyorum” diyen Elvis müzik dünyasında
kendi hayır kurumunu kurup işleten tek sanatçıdır. Her nekadar inanılmaz
bir servetin sahibi de olsa fakir olmanın ne demek olduğunu hiç unutmamıştır.
Özellikle çocuklara yönelik olanlar olmak üzere hastanelere bağış yapmaya
özel bir dikkat sarfederdi. Amerikan kanser birliği’ne ismini serbest
kullanma hakkı vermiş, kanserde erken teşhisin önemine dikkat çeken
kampanyalara aktif katılmış, kan verirken veya aşı olurken fotoğraflar çektirerek
çeşitli sağlık kampanyalarına ücretsiz destek vermiştir. 1968 yıulında
rolls royce’larından birini zihinsel engelli çocuklar yararına açık arttırmayla
satılmak üzere bağışlamış, 1964 yılında ise Franklin Roosevelt’in başkanlık
yatı Potomac’I satın alarak restore ettirmiş ve St. Jude çocuk araştırma
hastanesine bağışlamıştır yat yıllarca ölümcül hastalığı olan çocukların
son günlerini en iyi şekilde geçirmelerini sağlamak amacıyla geziler düzenlemekte
kullanılmıştır. Gazetelerde okuduğu zor durumdaki insanlara (özellikle sağlık
sorunları sebebiyle) hemen bir çek gönderdiği ayrıca bir çok insanın ödeyemediği
borçlarını ödediği veye ipoteklerini kaldırdığı da bilinmektedir. Elvis
Presley’in tam olarak hiçbir zaman nekadar parayı ne gibi bir hayır işine
harcadığı bilinememektedir. Ölümünden 26 sene sonra bugün bile özenle
korunmuş evrak arşivi incelendikçe hiç bilinmeyen bazı gerçekler gün
ışığına çıkmaktadır. Bugün bu hayır işleri daha düzenli bir sisteme
oturtulmuştur.
Elvis
Presley Charitible Foundation bu gün de
sanki Elvis hayattaymış gibi işletilmekte ve gelirin yarısına yakını bu
hayır kurumu aracılığıyla dağıtılmaktadır. Elvis’in hala işleyen en
önemli hayır etkinliği “Presley Place” dir. Bu projeyle fakir ailelere
bir yıl ücretsiz daire tahsis edilmekte, ebeveynlere ücretsiz meslek kursları
düzenlenmekte ve düzenli bir iş bulmalarına yardımcı olunmakta, bu süre içerisinde
çocukların tüm eğitim, sağlık ve beslenme masrafları karşılanmakta ayrıca
eşlere ücretsiz evlilik danışmanlığı hizmeti verilerek çiftler arasında
ki anlaşmazlıkların çözümlenerek boşanmaların azaltılması ve böylece
çocuklara daha sağlıklı bir ortama büyüme şansı tanınmaya çalışılmaktadır.
Elvis ‘in sağlığında yardımda bulunduğu yaklaşık 50 hayır kurumuna
hala yardım yapılmakta ayrıca Elvis Presley Endowed Scholarship isimli bursla
Memphis Üniversitesi İletişim ve Güzel Sanatlar fakültelerinde öğrenim gören
öğrencilere burs sağlanmaktadır.
ALOHA FROM HAWAII VIA SATELLITE
Elvis’in
hem rock’n roll krallığı hem de insanlık yönünün kesiştiği en önemli
nokta 14 Ocak 1973’te verdiği “Aloha From Hawaii Via Satellite”
konseridir. Bu konserle birlikte müzik dünyasına üç yenilik kazandırılmıştır.
Elvis’in verdiği bu konser dünyada uydu aracılığıyla kıtalarası naklen
yayınlanan ilk TV proğramıdır. Ayrıca bu konserin albümü tüm dünyada
aynı anda piyasaya sürülen ilk albümdür. Konser bittikten sonra aynı
sahnede banttan yapılacak olan ABD yayını için çekilen 5 parça konserden
iki hafta önce Hawaii’de çekimi yapılan görüntülerle mikslenerek bugünkü
video klip formatın ilk örnekleri elde edilmiştir.
Konser
1966 yılında 35 yaşında gırtlak kanserinden ölen ve
“ I’ll remember you” isimli parçası Elvis tarafından da plağa
okunmuş Hawaii’li ünlü besteci Kui Lee anısına kurulan Kui Lee Kanser Fonu’na yardım sağlamak amacıyla verilmiştir.
40 ülkeye globalcam uydusuyla naklen yayınlanan konsere giriş bileti için hiçbir
ücret belirlenmemişti, herkes dilediği ücreti ödemekte serbestti, 25000$
bilet geliri hedeflenen konserden 75.000$ gelir elde edildi ayrıca konseri görüntüleyip
yayınlayan NBC televizyonundan alınan 1 milyon dolar telif ücreti de Elvis
tarafından fona bağışlanmıştır.
Yayınlandığı
bütün ülkelerde rating rekoru kıran proğram Japonya, Güney Kore, Güney
Vietnem, Avustralya, Filipinler, Tayland gibi uzakdoğu ülkelerinde naklen
Avrupa’da ise 10 dk. Gecikmeli olarak yayınlanmış fakat ABD’de yayınlanmamıştır.
ABD’de nisan ayında banttan yayınlanan konser aya ilk insan inişinin canlı
yayınından bile daha fazla seyirciyi ekran başına toplamıştır.
Konserden
iki hafta sonra tüm dünyada aynı anda yayınlanan albüm Billboardda birinci
sıraya yükselmiştir. Albümün arka kapağına çeşitli dillerde “Biz
Elvis’I Seviyoruz” yazılmıştır bunlardan biri de Türkçe’dir. Aslında
“ Biz Elvis’e Seviyoruz” gibi bir gramer hatasıyla yeralan bu söze rağmen
o yıllarda gelişmiş bir TV yayıncılığı bulunmayan Türkiye’de yayınlanamamıştır.
Elvis
Presley 16 Ağustos 1977 ‘de öldü. Ama yarattığı efsane, müziğe ve
toplumsal hayatımıza yaptığı etkiler sanki hiç ölmemiş gibi artarak
devam etmektedir.