[ Once insan sonra KRAL ] Bilineni ve Bilinmeyenleri ile Elvis ] let yourself go ] Elvis ve Nixon ] ilklerin kulubu ] Listener Dergisi ] Misses elvis ] Elvis ve John Lennon ] Elvis Kudusde ] 5 yasindayiz ] Elvis Vasiyeti ] Elvis Rusyada ] Elvis Telefon Kartlari ] Elvis ve Bush ] Elvis Otopsisi ] Vox music club ] Pittsburg 1976 ] radyo center gecesi ] turk elvis ] elvis yasıyormu ] erol ve ute ] Ed sullivan ] Dj fontana ] harika haber ] Olimpia ] Jerry Lee ] Jerry lee konseri ] elvis dunyasi ] fb mi gs mi ] Helen Cohn ] elvis benzerleri ] elvis evi ] msugsa dans festivali ] mimar sinan ] EP den Elvis yarismasi ] This is elvis yeniden ] Elvis cbs movie ] Chuck Berry ] Chuck Berry ] elvis 72 ] olimpia 2007 ] haber turk 2007 ] A Dorsay ] Rapor ] Chuck Norrıs ] karate ] arabic elvis ] arabia elvis ] Eta Memphis finali ] 8 yasindayiz ] Elvis Gecesi 2008 ] Elvis Komplo Teorisi ] Elvis Party 2009 ] Capacity AVM ]

ÖNCE İNSAN SONRA KRAL
Yazan Menderes KARAKÜÇÜK

Menderes Arkadaşımız Sevgili Füsun Önal ile Birlikte 8 Ocak 2003 Organizasyonumuzda

Elvis Presley öldüğüne 26 yıl oldu. O birçok bakımdan ilk ve de sondu. Şüphesiz gelmiş geçmiş en popüler, en zengin, en çok albüm satan ve en çok fotoğrafı çekilen şarkıcıydı ama rock’n roll kralı herşeyden önce insandı.

ELVIS IRKÇILIĞA KARŞI

Ülkemizde Elvis Presley denince hemen her ölüm yıldönümü anma proğramında görmeye alıştığımız içi boş imaj gelir. Hani yakışıklılığıyla kızları delirten, kıpır kıpır müziğiyle gençleri coşturan geleneksel değerlere ve ailevi değerlere isyan ettiren o boş pop imaj. Gerçek ise biraz daha karmaşık ve zordur.

 Elvis Presley hayatı boyunca özellikle de 1950’lerde FBI tarafından gençlerin anne ve babalarının sözünü dinlememeye başlamasına sebep olduğu için takibe uğramamamıştı herhalde. Onun hakim güçlerle derdi daha derinlerde 8 Ocak 19

35’te doğduğu Mississippi’nin karanlıklarında yatıyordu. Geleneksel Amerikan ırkçılığının merkezi Mississippi’de doğmuştu Elvis.  

Siyahlarla beyazların müzikleri ve kültürleri de tuvaletleri gibi birbirinden ayrıydı. Hiçbir beyaz siyah müziği dinlemez, hiçbir siyah ta beyaz müziğine ilgi göstermezdi. Restaurantları, barları, radyoları ve hatta plak şirketleri bile ayrıydı. Elvis’in büyüdüğü Memphis ise blues müziğinin başkentiydi. B.B. King’in de kariyerinin ilk basamaklarını çıktığı Beale caddesine bir cumartesi akşamı giren bir beyazın artık beyaz kalmayı hiç istemeyeceği sıkça söylenen bir sözdür. Elvis’te o caddenin kaldırımlarında en çok görülen beyazdı. Caddenin eskileri Elvis’in zenci klüplerinde arada bir sahneye  çıkıp birkaç parça söylediğini ve etrafına büyük bir kalabalık topladığını, Elvis’ten başka hiçbir beyaz müzisyenin bunu hiçbirzaman yapamadığını anlatırlar. Kentin tek plak şirketi olan  Memphis Recording Service (daha sonra ismini Sun Records olarak değiştirdi.) da hernekadar sahipleri beyaz da olsa sadece siyah şarkıcılara kayıt yapıyordu. Ama stüdyo sahiplerinden Sam Philips bunu değiştirebilmek için “beyaz gibi hisseden ama zenci gibi söyleyen” bir beyaz arayışı içindeydi. Philips farkında değildi ama aradığı adam zaten arada bir uğrayıp deneme kayıtları dolduran Elvis Presley adında bir gençti.

Sam Philips ilk başlarda Elvis’teki yeteneği görmüştü ama yeterli bulmamıştı. Bir gün Sam Philips daha önce kaydettikleri ama ismini ve telefon numarasını not etmeyi unuttukları bir siyah şarkıcının kimliğini bulamayınca şarkıyı başka birine okutmayı düşünür ve işte Elvis ilk o zaman akıllarına gelir. Deneme kayıtları Philips tarafından beğenilmez. Philips bu gençte kabiliyet olduğunun farkındadır ama birşeyler eksiktir bunu bir türlü bulamaz. Önceleri yeterince pişmediğine kanaat getirir ve profesyonel müzisyenlerle bir süre çalışırsa yetişeceğini düşünür ve gitarist Scotty Moore ve kontrbasçı Bill Black’ten Elvis’le bir süre çalışmalarını rica eder. Bu üç müzisyen aylarca çalışırlar, yüzlerce şarkı denerler ama kayda değer hiçbirşey yapamazlar. Sam Philips bir türlü Elvis’I kafasındaki kalıba oturtamaz tabii bilmediği şey Elvis’in yetersizlikten değil o kalıba çok büyük olduğu için uymadığıdır.

Philips artık pes eder. Bu Elvis’ten birşey olamayacaktır. Tüm ümitler tükenmiştir. Elvis, Scotty ve Bill verimsiz bir çalışmadan sonra dinlenip kola içerken Elvis eline gitarı alır ve kendi yorumuyla ünlü country yıldızı Arthur “big boy” Crudup’un ünlü parçası “That’s all right”I çalmaya başlar. Tuhaf bir yorumdur  Elvis’in çaldığı tarz,beyaz bir country parçasını siyahların rhythm blues ritmiyle çalmaya başladığı anda Scotty Moore da gitarını alıp Elvis’e eşlik etmeye başlar Bill Black de onlara katılır. Elvis’ten tüm ümidi kesen Sam Philips duyduğu seslere inanamaz hemen stüdyoya koşar ve Moore’a “hey siz ne yaptığınızı sanıyorsunuz?” diye seslenir.

Moore  - “Ben de henüz bilmiyorum şimdilik sadece Elvis’e uyuyoruz”
Philips  - “ Ne halt ediyorsunuz anlamadım ama harika birşey şunu baştan alın da Kaydedelim”

Artık Philips de Elvis’I bilinen kalıplara sokmanın yanlışlığını anlar. Böylece serbest kalan Elvis önce müzikal kalıpları sonra toplumsalları birer birer kırar. İşte herşeyi başlatan o şarkı olmuştu “That’s all right”. Şarkı siyah ve beyaz, özellikle de beyaz radyo istasyonlarından yayılmaya başlayınca asıl kıyamet kopar. Gençler bu daha önce duyulmamış tarzın ve sesin büyüsüne kapılırken ırkçılar ve kilise ise ayağa kalkmıştı. Büyük bir patırtı kopmuştu. İlk defa bir beyaz siyah müzik tarzında şarkı şöylemişti. Aslında bu tarza benzer bir tarz o sıralarda beyazlar arasında da rockabilly adıyla yayılıyordu. Elvis’ten bir süre önce de Bill Halley isimli bir beyaz “Rock Around the Clock” isminde bir hit parçayla bu yeni müziği gündeme getirmişti ama bunu rhythm blues tarzında yapmak kimsenin aklına gelmemişti.

Önceleri gelip geçici ve bölgesel bir akım olarak görülen bu tarzın etkileri ve müşterileri eyalet dışına taşmaya başlamıştı. Alan Freed isimli bir dj de bu müzik tarzını programlarında tanıtmakla kalmamış aradaki ırk ayrımını kaldırarak o zamana kadar rhythm blues ve rockabilly diye bilinen tarzları aynı isim altında toplamıştı “Rock’n Roll” Siyah argosunda cinsel ilişkiyi ifade eden bu tanımın bir müzik türünün ismi olarak kullanılmaya başlaması muhafazakarları ve kiliseyi iyice çileden çıkartmıştı. Papazların “şeytanın müziği” diye isim taktığı rock’n roll pazar ayinlerinin tek vaaz konusuydu hele şu Memphisli fakir çocuk Elvis Presley’e daha bir bozuluyorlardı. Elvis’in ismi kiliselerde Hz.İsa ve şeytanınkinden daha fazla geçer olmuştu. Ne yapmıştı ki Elvis? Sadece müzikteki ırk ayrımını kaldırmıştı, insanca

duygularını dinlemiş, insanı yerinden oynatan bir müzik yapmıştı. Yaptığı tekşey insan doğasının en normal veya öyle olması gereken duygularını şarkılarına, plaklara ve radyo dalgalarıyla Amerika’ya ulaştırmak olmuştu.

FBI’ın saçmalıklarıyla ünlü paranoyak başkanı Edgar J.Hoover ise rock’n roll’un altında da komünizm etkisi bulmakta gecikirim korkusuyla paldır küldür bir açıklama yapmış ve “Bu rock’n roll belası başımıza komünizmden bile büyük bir bela açacak!” demesiyle birlikte ülkedeki FBI ajanları işi gücü bırakıp başta Elvis olmak üzere rock’n roll şarkıcıları peşinde koşmaya başlamışlardı. İşin komik tarafı bu yeni müziğin komünizmle bir ilgisi olmamakla beraber getirdiği hayat tarzı da komünizmin hiçbirzaman kabul etmeyeceği bir hayattı. Zaten sonraki yıllarda komünist ülkelerde bu müzik ve özelliklede Elvis Presley yasaklanmıştı.

KRALLIĞA GİDEN YOL…

Elvis 20 kasım 1955’te Amerika’nın en büyük plak şirketlerinden RCA ile bir kontrat imzalayarak Sun Records’taki kariyerini sona erdirdi. Elvis Sun’da 5 single piyasaya çıkartmıştı. Elvis’in RCA için yaptığı ilk kayıt 10 Ocak 1956’da gerçekleştirildi. Bu Elvis’in ABD listelerindeki ilk listebaşı şarkı olan “Heartbreak Hotel” di. Bunu diğerleri izledi. Elvis’in kısa sürede pilinin biteceğine inananları Elvis arka arkaya hayal kırıklığına uğratıyordu.

1956 yılında Elvis Tommy ve Jimmy Dorsey’in Stage Show programıyla Amerika çapında bir TV başarısı elde etmişti. Daha sonra çıktığı Milton Berle Show’da yaptığı danslar ve özellikle de Hound Dog’u söylerken yaptığı hareketli dans ile muhafazakarları iyiden iyiye kızdırdı. Artık Elvis’I televizyonda sadece belden yukarı görmek mümkün oluyordu. Bazı konserleri de polis gözetiminde tutuluyor hatta ahlaka aykırı (!) dansetme ihtimaline karşı polis kamerası tarafından kayda alınıyordu.

Elvis’in FBI tarafından tutulan dosyalarının üzerindeki gizlilik 1998 yılında kaldırıldı ve internet üzerinden tamamı yayınlandı. Film afişlerinden gazete kupürlerine kadar binlerce gerekli gereksiz dökümanın bulunduğu dosyada Elvis hakkında hiçbir dişe dokunur bilgi bulunmamaktadır. Dosyanın tamamı Elvis’I adım adım takip eden FBI ajanlarının “havaalanına gitti, alışveriş yaptı, konser verdi “ gibi herkesin bildiği şeylerin resmi raporlarıyla doludur. FBI bu dosyanın Elvis gibi tanınmış birinin korunması amacıyla tutulduğu gibi komik bir açıklama yapmıştır. Koruma amaçlı benzeri bir dosya da ünlü insan hakları savunucusu Martin Luther King için tutulmuştu. Onun da dosyası ipe sapa gelmez binlerce raporla doludur.

Elvis 1 milyarın üzerinde plak satışıyla dünyanın en çok satan şarkıcısı olma özelliğini korumaktadır. CD satışları ise aynı hızla gitmektedir. 140 albümü Amerikan Kayıt Endüstrisi Birliği (RIAA) tarafından altın veya platin plakla ödüllendirilmiş,

birçoğu birden fazla altın ve platin plak almıştır. 149 şarkısı Billboard top 100 listesine girmiştir. 18 liste başı şarkısı olan Elvis’in 40 şarkısı ilk 10’a 114 tanesi ise ilk 40’a girmişti. Bunlar Elvis’in sadece Billboard pop listelerindeki başarılarıdır. Elvis’in country, gospel ve ryhtm blues listelerinde de listebaşı parçaları bulunmaktaydı. 14 kere Grammy’e aday gösterildi 3 kere bu ödülü aldı. Rock’n roll kralı olduğu halde bu 3 Grammy’de gospel albümlerine verildi How Great Thou Art (1967) He Touched Me (1972) ve How Great Thou Art’ın 1974 Memphis konserindeki yorumuyla. Ölümünden 25 yıl sonra bile bir parçasının remiksi “a little less conversation” ve daha sonra yayınlanan “Elvis 30#1 hits” tüm dünyada listelerde birinci sıraya yükselmiştir. Bugün dünyadaki Elvis hayranlarının yarısından fazlasını Elvis öldükten sonra doğanlar oluşturur.

İNSAN OLARAL ELVIS

Elvis’I kral yapan müzikal kariyerinden çok insani yönüdür. Elvis hayatı boyunca kazandığı 4 milyar doların (1954’ten bugüne ABD enflasyonu gözönüne alındığında bugünkü değerle 35 milyar dolar civarında) yarısını hayır işlerine harcamıştır.

“İnsanların hediye aldıklarında veya bir problemleri halledildiğinde yüzlerinde oluşan mutluluk ifadesini görmeye bayılıyorum” diyen Elvis müzik dünyasında kendi hayır kurumunu kurup işleten tek sanatçıdır. Her nekadar inanılmaz bir servetin sahibi de olsa fakir olmanın ne demek olduğunu hiç unutmamıştır. Özellikle çocuklara yönelik olanlar olmak üzere hastanelere bağış yapmaya özel bir dikkat sarfederdi. Amerikan kanser birliği’ne ismini serbest kullanma hakkı vermiş, kanserde erken teşhisin önemine dikkat çeken kampanyalara aktif katılmış, kan verirken veya aşı olurken fotoğraflar çektirerek çeşitli sağlık kampanyalarına ücretsiz destek vermiştir. 1968 yıulında rolls royce’larından birini zihinsel engelli çocuklar yararına açık arttırmayla satılmak üzere bağışlamış, 1964 yılında ise Franklin Roosevelt’in başkanlık yatı Potomac’I satın alarak restore ettirmiş ve St. Jude çocuk araştırma hastanesine bağışlamıştır yat yıllarca ölümcül hastalığı olan çocukların son günlerini en iyi şekilde geçirmelerini sağlamak amacıyla geziler düzenlemekte kullanılmıştır. Gazetelerde okuduğu zor durumdaki insanlara (özellikle sağlık sorunları sebebiyle) hemen bir çek gönderdiği ayrıca bir çok insanın ödeyemediği borçlarını ödediği veye ipoteklerini kaldırdığı da bilinmektedir. Elvis Presley’in tam olarak hiçbir zaman nekadar parayı ne gibi bir hayır işine harcadığı bilinememektedir. Ölümünden 26 sene sonra bugün bile özenle korunmuş evrak arşivi incelendikçe hiç bilinmeyen bazı gerçekler gün ışığına çıkmaktadır. Bugün bu hayır işleri daha düzenli bir sisteme oturtulmuştur.

Elvis Presley Charitible Foundation bu gün  de sanki Elvis hayattaymış gibi işletilmekte ve gelirin yarısına yakını bu hayır kurumu aracılığıyla dağıtılmaktadır. Elvis’in hala işleyen en önemli hayır etkinliği “Presley Place” dir. Bu projeyle fakir ailelere bir yıl ücretsiz daire tahsis edilmekte, ebeveynlere ücretsiz meslek kursları düzenlenmekte ve düzenli bir iş bulmalarına yardımcı olunmakta, bu süre içerisinde çocukların tüm eğitim, sağlık ve beslenme masrafları karşılanmakta ayrıca eşlere ücretsiz evlilik danışmanlığı hizmeti verilerek çiftler arasında ki anlaşmazlıkların çözümlenerek boşanmaların azaltılması ve böylece çocuklara daha sağlıklı bir ortama büyüme şansı tanınmaya çalışılmaktadır. Elvis ‘in sağlığında yardımda bulunduğu yaklaşık 50 hayır kurumuna hala yardım yapılmakta ayrıca Elvis Presley Endowed Scholarship isimli bursla Memphis Üniversitesi İletişim ve Güzel Sanatlar fakültelerinde öğrenim gören öğrencilere burs sağlanmaktadır.

ALOHA FROM HAWAII VIA SATELLITE

Elvis’in hem rock’n roll krallığı hem de insanlık yönünün kesiştiği en önemli nokta 14 Ocak 1973’te verdiği “Aloha From Hawaii Via Satellite” konseridir. Bu konserle birlikte müzik dünyasına üç yenilik kazandırılmıştır. Elvis’in verdiği bu konser dünyada uydu aracılığıyla kıtalarası naklen yayınlanan ilk TV proğramıdır. Ayrıca bu konserin albümü tüm dünyada aynı anda piyasaya sürülen ilk albümdür. Konser bittikten sonra aynı sahnede banttan yapılacak olan ABD yayını için çekilen 5 parça konserden iki hafta önce Hawaii’de çekimi yapılan görüntülerle mikslenerek bugünkü video klip formatın ilk örnekleri elde edilmiştir.

Konser 1966 yılında 35 yaşında gırtlak kanserinden ölen ve  “ I’ll remember you” isimli parçası Elvis tarafından da plağa okunmuş Hawaii’li ünlü besteci Kui Lee anısına kurulan Kui Lee Kanser Fonu’na yardım sağlamak amacıyla verilmiştir. 40 ülkeye globalcam uydusuyla naklen yayınlanan konsere giriş bileti için hiçbir ücret belirlenmemişti, herkes dilediği ücreti ödemekte serbestti, 25000$ bilet geliri hedeflenen konserden 75.000$ gelir elde edildi ayrıca konseri görüntüleyip yayınlayan NBC televizyonundan alınan 1 milyon dolar telif ücreti de Elvis tarafından fona bağışlanmıştır.

Yayınlandığı bütün ülkelerde rating rekoru kıran proğram Japonya, Güney Kore, Güney Vietnem, Avustralya, Filipinler, Tayland gibi uzakdoğu ülkelerinde naklen Avrupa’da ise 10 dk. Gecikmeli olarak yayınlanmış fakat ABD’de yayınlanmamıştır. ABD’de nisan ayında banttan yayınlanan konser aya ilk insan inişinin canlı yayınından bile daha fazla seyirciyi ekran başına toplamıştır.

Konserden iki hafta sonra tüm dünyada aynı anda yayınlanan albüm Billboardda birinci sıraya yükselmiştir. Albümün arka kapağına çeşitli dillerde “Biz Elvis’I Seviyoruz” yazılmıştır bunlardan biri de Türkçe’dir. Aslında “ Biz Elvis’e Seviyoruz” gibi bir gramer hatasıyla yeralan bu söze rağmen o yıllarda gelişmiş bir TV yayıncılığı bulunmayan Türkiye’de yayınlanamamıştır.

Elvis Presley 16 Ağustos 1977 ‘de öldü. Ama yarattığı efsane, müziğe ve toplumsal hayatımıza yaptığı etkiler sanki hiç ölmemiş gibi artarak devam etmektedir.