" ELVIS 72 YASINDA " Partimizin Ardindan

Evet dostlar bir partiyi daha yüzümüzün akıyla tamamladık. Olumsuz hava koşullarına rağmen yogun bir katılım oldu. Ne yalan söyleyeyim bu gece benim en çok eğlendiğim gecemiz oldu.

Parti başlamadan saatler öncesinden hatta 5-6 saat öncesinden Olimpia’ya gidip hazırlıklara başladık. Makara, muhabbet, sound check, prova falan derken epey eğlendik. Tabii her zaman olduğu gibi sevgili başkanımız Kemal Öznoyan parti öncesinin yıldızıydı. Başta ben olmak üzere epey kişi kendisine takılıp makara yaptı. Her bir araya geldiğimizdeki vazgeçilmez konu olan Kemal’i kulüp başkanlığından devirme konusu gene gündeme geldi. Herzamanki tek aday Alper yine en yüksek oyu alarak seçimi kaybetti.

Ama Kemal’i bu sefer çok takdir ettim. Dünya para harcayıp dev posterler bastırmış. Şahane olmuş. O saatlerde ben bayağı sıkıntılıydım çünkü hala fotoğraf çekme işini ihale edecek birini bulamamıştım. Sonra o işi Cengiz’e yıkmayı başardım sağolsun o da parti boyunca köşe bucak kaçıp bu görevden sıyırmayı iyi becerdi. Zaten daha 50 poz çekmeden tam dolu görünen piller birden bitti. Ben de rahat rahat eğlendim. Gördüğüm tüm makinalara el koyup görevime öyle devam ettim. Bu yazıyla birlikte gördüğünüz fotoğraflar o makinalarla çekilenler. benimkinin kullandığı tuhaf pillerden bulamadığımdan henüz görme şerefine erişemedik. En kısa zamanda bunu telafi edeceğim.

Bu gece bir de çok hoş sürpriz yaşadık. Daha misafirleri içeri almaya başlamamıştık ki erkenden sevgili Atilla Dorsay geldi. Onu sonra anlatacağım.

Herzamanki gibi  Alper ve Güçlü’nün çaldığı Elvis klasikleri ve onların özellikle yeni çıkmış alternatif yorumlarıyla gecemiz başladı. O sırada ben ve Ali, zaman zaman Cengiz, Kemal ve Oğuzhan’ın katılımıyla Atilla Dorsay’la muhabbet etmenin keyfini yaşıyorduk. Atilla Bey en sevdiği Elvis parçalarını söyleyince hemen onları çalmaya başladık. Sevgili başkanımız Kemal yine sizler için hiçbir fedakarlıktan kaçınmayarak tüm Elvis arşivini içine alacak büyüklükte (tabii MP3 olarak) bir harddisk satın alıp günlerce onları yedeklemekle uğraştığı için her türlü istek parçasını anında çaldık. Hardiskin adını da “Kemal’in JukeBox’ı” olarak isimlendirdik.

İlk talihlimiz herzaman olduğu gibi Cihan’dı. Repertuarına yeni eklediği parçalarla ve rahatlığıyla bizlere çok iyi bir show sundu. Cihan’ın çekingenliğini üzerinden atıp gayet rahat hareketlerle sahne hakimiyeti kurması beni çok sevindirdi. 50’li yıllardaki Elvis parçalarının hakkını gerçekten iyi verdi. Hareketlerle ve sempatikliğiyle milleti bir anda partiye ısındırdı. Hani her partinin başında henüz kimse dansetmez biraz ortalığın ısınmasını bekler, ellerindeki kadehlerdekini yudumlayıp alkol vücuda biraz karışınça dans etmeye başlar ya. İşte bizim Cihan insanların kanına alkolden önce karıştı.

Biraz da insanların Chuck Berry konserinde rock’n roll namına bir şey bulamamalarından olacak. İnsanlar rock’n roll’a susamış olarak partimize geldiler.

Cihan’ın arkasından Melih sahneye çıktı. Melih son dinlediğimden beri çok değişmiş. Hem de çok. Sahne hakimiyeti olarak aynı ama ses ve yorum olarak tanıdığımız Melih değildi. Sormaya fırsatım olmadı ama muhtemelen bu arada şan dersi falan alıp ciddi hazırlanmış olmalı. Sabah Habertürk’teki performansı ve parti sonrası alınan tepkiler açısından en tartışmalı yorumcumuz olduğunu söyleyebilirim. Ne açıdan tartışmalı derseniz Melih özellikle ikinci bölümde şarkıları Elvis yorumlarıyla ve Elvis’in ses tonunu taklit ederek değil tamamen kendi yorumuyla söyledi. Kimi Elvis yorumu yerine kendi yorumunu sunmasını doğru bulmadı. Kimisi ise çok beğendi. Elvis’i taklit etseler bir türlü etmeseler bir türlü. Ne İsa’ya ne Musa’ya yaranabildi. Benim fikrimi sorarsanız fena da olmadı hani. Ama Melih’in bir Elvis impersonator’una yazdığı mektuptan çok etkilendiğini söylemeliyim. Oradaki “beni taklit et ama kendin olmayı da ihmal etme” öğüdüne uydu. Sonuçta adam ciddi ciddi kendini geliştirmek için çalışıyor. İyi de yapıyor. Neyse sonuçta iki çeşitten de çok iyi örnekler sundu.

Neyse Arif abiye geçmeden önce gecenin sürpriziyle ilgili bir şeyler söylemek için de sabırsızlanıyorum. Sevgili Atilla Dorsay hakkında. Beni o gece en mutlu eden ve heyecanlandıran olay Atilla Dorsay’ın orada olmasıydı. Bunu ancak benim durumumu yaşayan birisi anlayabilir. Ben K.Maraş’ta kısıtlı imkanlarla müzik zevki açısından kendimi geliştirmeye çalışırken Atilla Dorsay TRT3 radyosunda “Geçmişten Günümüze” isimli bir program yapıyordu. Bugün Kemal’le birlikte Radyo Nostalji’de yaptığımız Timezone’un atası oan bu program sayesinde bugün hayranı olduğum birçok müzisyenle tanışma imkanına kavuştum. O günlerde onun programının olduğu saatlerde evde hayatı durdururdum. Yayını alabilmek için radyo antenine yaptığım komik eklemelerle programın başlamasını heyecanla beklerdim. Hemen tüm programlarını kasete kaydeder dinlerdim. Geçenlerde Atilla Dorsay Sabah gazetesindeki köşesinde Chuck Berry konseriyle ilgi bir yazısında benim bizim web sayfasında olan bir yazımdan alıntı yapmıştı. Kendi kendime “vay be nereden nereye” dedim. Ayrı bir gurur duydum. Daha önce çeşitli vesilelerle Milliyet’te Hasan Pulur, Hürriyet’te Emin Çölaşan benden alıntı yapmıştı ama bunun çok ayrı bir yeri vardı.  Hemen kendisine bu duygularımı anlatan ve en içten teşekkürlerimi sunan bir mail yolladım. Benim bugünkü müzik zevkimin çoğunluğu onun sayesinde gelişmişti. Ve tabii partimize davet ettim. Ama benimle tanışıp sohbet etmek için özellikle erken geleceğini hiç tahmin edemezdim. Nasıl gurur duydum bilemezsiniz. Ben geçen sene Jerry Lee’nin arabasına binip sohbet etme şansına da kavuşmuştum ki bunun yanında hiç kalır.

Her neyse Atilla Dorsay tam tahmin ettiğim gibi bir beyefendiymiş. Müzik ve sinema hakkında sohbet ettik. Gerçekten şaşırtıcı derecede dolu bir adam ama inanılmaz da alçak gönüllü be kardeşim. Ben hep merak ettiğim soruyu sonunda sorma fırsatı buldum. Aynı dönemlerde Sezen Cumhur da “müzik yelpazesi” diye bir programla ekranlardan yelleyip duruyordu. Tamamen yalan yanlış, atmasyon sözüm ona bilgiler, kendince değerli bence beş para etmez bir sürü ıvır zıvır şarkıcı ile beni sinir ederken,  Atilla Dorsay hep doğru bilgiler verirdi. Kendisine sordum “bu bilgileri o zamanlar nereden bulurdunuz” diye. “bizim zamanımızda internet yoktu ama kitaplar vardı, ayrıca albüm kapaklarında da bir sürü bilgi olurdu çocuklar” demezmi. Böyle de alçakgönüllü. Gel de bu adamı sevme şimdi.

 

Sevgili Atilla Dorsay gecemizin açılış konuşmasını yapma onurunu da bize bahşetti. Bizim çocukların showunu ilgiyle izledi. Hepsiyle fotoğraf çektirdi. Hatta Arif abiyi seyrederken Kemal’le bana “bu müzikleri bugün de yaşatıyorsunuz ya kendinizle ne kadar gurur duysanız azdır” dedi ya bütün günün yorgunluğu bir anda gitti arkadaş. Artık kim ne derse boş.

Neyse gecenin şeref konuğunu anlatırken Arif abiyi unuttuk. Bu arada o sahneye çıkmış ben, Kemal ve Atilla Dorsay birlikte onu seyrediyoruz ooof           of ortalık coşmuş coşmuş. Ne yaptın be Arif abi? Olimpia daha yeni restore edilmiş süper olmuştu şimdi niye yeniden yıktın ki ortalığı? Arif abi rock’n roll’la ortalığı coşturdukça coşturdu. Benim makinanın pilleri de bitti zaten rahatım. Oooh tepin babam tepin. Meğer ne eğlenceliymiş. Gelecek partiye de bitik pillerle geleceğim valla süper eğlenceli oluyor. Arif abi zaten yılların sahne tecrübesiyle muhteşem bir show sundu. Derken arkasından Emre sahneye çıktı.

Emre müthiş sempatik bir arkadaşımız. Sahnede rahat, güzel çalıp söylüyor. Kendisinin benden özel bir isteği oldu ama çocuk alçalgönüllü kardeşim ufak bir şey istedi. Ben o kadar ufak bir hediyeyi ona layık bulmadığımdan  heykelini yaptıracağım. Haketti de hani. (nerden çıktığını sormayın aramızda bir espri merak edenlere bir ara söylerim) Bu arada yeri gelmişken bir dipnot. Bildiğiniz gibi 11 Ocak 2002’de yaptığımız bir gece vardı hani The President Hotel’de olan. Partiye katılan herkes hatta Yunanistan’daki fan club üyeleri hep “yav hepsi tamamda o gece bir başkaydı” diyor. Neydi o gecenin büyüsü? Diye bana soranlara cevabım şudur. “Bilmiyorum” Bilsem aynısını yeniden yapmazmıyım. Özel sebeplerden dolayı o video’yu ben izleyemiyorum. İzleyebilsem saniye saniye inceleyip çözecem. Şimdi Emre’den bahsedince aklıma geldi. O gecenin yıldızlarından biri oydu. Neyse biz Olimpia’ya geri dönelim.

Show’un ikinci yarısı da birincisiyle aynı hızda gitti. Ben “artık millet rock’n roll’a doymuştur” derken hiç bitmeksizin istekler yağmaya başladı. Tam “bu parti bitmez” derken. Programda olmamasına rağmen Emre’yi tekrar sahneye çıkarttık. Millet bayılana kadar dansetti. İlk defa bir partimiz gece 03:30’a sarktı. Katılan, emek veren herkese teşekkürler.

Menderes KARAKUCUK