İstanbul 6 Mart gecesi tarihi bir an yaşadı. Rock’n roll’un efsane isimlerinden ve Sun Records’un ilk starlarından Jerry Lee Lewis konser verdi.

 

Radyo Nostalji’nin organizasyon şirketiyle yaptığı anlaşma uyarınca Jerry Lee ile ses kaydının yapılacağı bir röportaj yapmamız gerekiyordu. Organizasyon bozuklukları Jerry Lee’nin hatırına görmezden gelindi. Organizatörler de sözünde durmadı. Sadece bize değil başkalarına da verilen sözlerin tutulmadığına şahit olduk. Sevgili başkanımız Kemal Öznoyan yoğun işlerinden dolayı bu önemli olayı kaçırdı, neyse ki kendisi daha önce Memphis’de Jerry’ yi seyretmişti. Ama kulüpten ve bizim partilerden tanıdık bir çok simayı görmekten mutlu oldum.

 

 

Konser de ses sistemi inanılmaz kötüydü. Jerry Lee’nin önceki söylediği şarkının ve özellikle davulun yankısı arka duvardan yansıyarak halihazırda söylediği şarkıya karışıyordu. Tabii bizim gibi bangır bangır canlı rock’n roll’u hem de büyük ustalarından birinden dinleme hayallerimiz de suya düştü. Mesela aynı ses sistemi bizim partilerde olsa bizim Arif abi kesinlikle sahneye çıkmazdı.

Herneyse Jerry Lee ve orkestrası aslında muhteşemdi. Jerry Lee Lewis ilerleyen yaşına rağmen  iyi bir vokal performans sundu. Piyano performansı ise muhteşemdi. Yaşının Jerry Lee’ye bir şey kaybettirmediği belliydi. Konserden sonra salondan çıkarken hem Jerry Lee’nin fotoğraflarını çektim hem de kısa bir el sıkma ve tebrik etme şansına kavuştum. Ama tabii  Jerry Lee’nin öylece geçip gitmesine izin veremeyeceğimizden bizim Dr. Melih Şengül’le (Melih’i tanımayanınız yoktur herhalde hani bizim partilerimizde sahneye çıkıp Elvis’in 68’ Comeback Special’daki elbisesiyle canlandıran arkadaşımız)  birlikte sonunda Jerry Lee’yi yakalayıp çocukluğumuzdan beri bize bir hayal kadar uzak bir müzik deviyle karşı karşıya olmaktan duyduğumuz heyecanı belirttik ve bize bir kaç dakikasını ayırmasını rica ettik.

 

                 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Aslında Jerry Lee’ye “mahallenin delisi” derken haksızlık ettiğim görüşündeyim çünkü Jerry Lee benden daha aklıbaşında ve mülayim görünüyordu. İmza isteklerini geri çevirmiyordu bir sürü insanın biletlerini imzaladı. Kimseyi geri çevirmedi  ama çevresindeki korumalar abartılı bir şekilde engel olmaya çalışıyordu. Bizim ricamıza karşılık o karambol anında arabasına yaklaşmış olan Jerry Lee bizi şaşırtarak  “tamam ama hava soğuk arabaya bineyim öyle konuşalım” dedi. Tabii Melih ve ben daha o lafını bitirmeden şoför kapısından içeri daldık. Jerry Lee ile kısa da olsa muhabbet etme şansına kavuştuk. Ben hala aynı piyano performansını gösterip eski Jerry Lee’den bir şey kaybetmemesinden dolayı hayretimi dile getirdiğimde Jerry Lee sözümü kesip “bir de sahnedeki piyano berbat olmasaydı” dedi. Piyanonun klavyesinin kötü durumda olması sebebiyle istediği numaraları yapamamaktan dolayı üzgündü. Bu arada maalesef Melih benim fotoğrafımı çekebilmek için karmaşık fotoğraf makinamla boğuşuyordu. Maalesef fotoğrafımızı çekmeyi başaramadı.

 

                 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Melih Jerry Lee ile sohbete devam ederken ben makinanın karışmış ayarlarını karanlıkta el yordamı yapıp onların fotoğrafını almayı zor da olsa başardım.

 

                 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Melih Jerry Lee’ye eski günleri ve Sun Records günlerindeki eski arkadaşları özleyip özlemediğini sordu. Jerry Lee “tabi ki özlüyorum çok büyük bir akım başlatmış olduk ve çok heyecanlıydık,  gençliğin sesiydik biz ama bugün hala o günkü gibi dinleyicilerin çok sayıda olması beni sevindiriyor” dedi. Melih hemen şu sıralarda sinemalarda gösterilen, ve Johnny Cash’in hayatını anlatan “walk the line” filmini izleyip izlemediğini sordu. Filmde Jerry Lee’ yi oynayan ve sahnede taklidini yapan oyuncunun performansını beğenip beğenmediğini öğrenmek istemişti. Fakat maalesef filmi izleyemediğini ama kendini oynayan oyuncunun başarılı performansını duyduğunu söyledi. Bunun üstüne araya girip “bugün Türkiye ve bizim gibi Türk rock’n roll tutkunlarına da tarihi bir an yaşattığını” söylediğimde Jerry Lee şaşırdı. Jerry Lee beni Amerikalı sanmış. “No kidding I toughed you were American ” dediğinde ben “hayır ama ingilizcemi başta Elvis olmak üzere siz rock’n roll starlarına borçluyum” dediğimde jerry lee kahkahayı bastı. Jerry lee’nin gülmesine arkadan kafasını uzatan ismini bilmediğimiz sevimli bayanda lafa katılınca ortamın samimiyeti tavanı vurdu. Hep birlikte gülüştük.

 

                                  

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu arada aracın şoförü “abi tamam artık gitmemiz lazım” diye  sabırsızlanınca “Jerry lee seninle daha uzun konuşup röportaj yapmak isterdim ama daha fazla rahatsız etmek istemiyorum. Son olarak rock’n roll müziğine ve hepimizin hayatına yaptığın katkılardan dolayı sana teşekkür ediyorum” diye işgal ettiğim şoför koltuğunu sahibine iade ettim.  zaman zaman bu kısacık sohbetimize katılan yardımcısı bayan da bize teşekkür etti bu arada Melih “Hey Jerry umarım seninle tekrar karşılaşırız ” dedi bu söz nedense Jerry Lee’nin çok hoşuna gitti ve çok güldü o da “ben de öyle ümit ediyorum” dedi ve böylece yaşayan en büyük rock’n roll efsanesiyle kısa ama çok zevkli sohbetimiz son bulmuş oldu. jerry lee’nin arabaya davet etmesinden dolayı inanılmaz mutlu olan Melih “abi inanamıyorum biri deseydi ki jerry lee ile aynı arabada oturup sohbet edeceksin, sen şöför tarafında o ise yanda oturacak heralde rüyada olur derdim” diye anlatıyordu ağzı kulaklarına vararak.  ama ben hala şaşkındım. Benim jerry lee ile arabanın içinde fotoğrafımın çekilememesinin burukluğu, yaşadığımız büyük olayın mutluluğu ile karışık, diğer arkadaşları bulmak üzere geri döndük. Yol boyunca, keşke şunu sorsaydık, keşke şunu deseydik gibi tühlerimiz olsada halimizden fazlasıyla memnunduk. Olayların bize ve Jerry Lee’ye yakıştığı gibi spontan gelişmesi, Melih’in deyişiyle  rock’n roll tadında plansız programsız olması, organizatörlerin vaad ettiklerinden daha tatlı gelmişti aslında.  Yaşadığımız  tarihi anın değerini bu yazıyı yazarken ancak yeni yeni idrak etmeye başladım.

 

 

Biz Melih’le Jerry Lee peşinde koşarken ortalarda nedense görünmeyen Arif abiye telefon ettik. “nerdesin abi biz Melih’le jerry lee’nin arabasına binip kısa bir sohbet etme imkanı bulduk” derken meğer Arif abi müzisyenleri sahne arkasında yakalamış onlarla muhabbet ediyormuş. Bir 15-20 dakika kadar da onun sohbetini bitirip gelmesini bekledik. Burada sözü Arif abi’ye bırakıyor ve onun yaşadıklarını dinliyoruz.

 

Sevgili Melih’in dediği gibi ;

“abi, bu adam o yazılan, çizilen, anlatılan her şeyi yaşamış”

İşte “o adam” buydu ve doğrusuyla, yanlışıyla Rock’n Roll tarihindeki yerini artık sağlam ve unutulmayacak şekilde almıştı...

Ama konserde beni daha heyecanlandıran, Jerry Lee’ye sahnede eşlik eden 4 müzisyenden 3’ünün Memphis’li olmasıydı...

 

                         

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Davulda Buck Hutcheson bass gitarda B.B.Cunningham ve ritm gitarda Kenny Lovelace öz Memphis’li, solo gitardaki kıvırcık saçlı Robert Hall Nashville’den ama Memphis’te yaşıyor.

Konser biter bitmez, Menderes ve Melih Jerry’nin yanına giderlerken ben de sahnede soluğu aldım. Bu sevimli, olağanüstü yetenekli müzisyen amcalara kendimi tanıttım. Ellerini sıkarken inanılmaz bir mutluluk ve heyecan duydum. Şimdi, Memphis muhabbeti yapma zamanıydı. Sorularıma son derece sevecen tavırlarla cevap verdiler. Eveet, iyi bildiniz, hepsi de Elvis’le tanışmış, arkadaş olmuş, hatta bazı küçük müzik faaliyetlerinde Kral’ın yanında yer almışlar... Elvis’i çok sevmişler, hayranlıklarını gizlemiyorlar...

Tesisatlarını toplamayı bıraktılar, laflamaya başladık...

 

                          

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

“Jerry pek sevmezdi galiba” dedim,

Solo gitarist Robert Hall “yok yok, o ilk zamanlardaydı ama Jerry ne zaman başını derde soksa her zaman Elvis’i arar, derdini O’na anlatır bazende küfürü basar, karşılıklı güler geçerlerdi” dedi.  Jerry’nin 1972’de bir gece yarısı Elvis’le konuşmak istediğini ama turne yorgunu Elvis’in cevap vermemesi üzerine Jerry Lee’nin Graceland’ı basmaya kalkmasını ve Graceland girişindeki kapıyı tekmelediğini, taş fırlattığını, sonra da polis tarafından göz altına alınındığını hatırladığımı söyledim. Ritm gitarist Kenny Lovelace basıyor kahkahayı, “ben o gece Jerry’nin yanındaydım, oh Tanrım ne geceydi, Jerry karakolu da birbirine kattı, kendini yaraladı, beraber kodese girdik, sarhoştu ve ciddi sıkıntıları vardı, bırakamazdım” dedi ve ekledi ; “ama sabaha karşı Elvis karakola geldi, Jerry’den şikayetçi olmadı, hatta bir süre orada oturup konuştular, onlar şaka yollu karşılıklı küfürleştikçe, polisler gülmekten yerlere seriliyorlardı, sonra bizi bıraktılar”

 Bass gitarist  B.B. Cunningham

“o bambaşkaydı, o da ayrı bir çılgındı ama önce iyi arkadaştı” dedi . Bu arada kısaca kulübümüzden ve faaliyetlerimizden bahsettim, sadece Elvis değil, bütün Rock’n Roll sanatçılarına özel bir sevgi ve saygı duyduğumuzu, onları şarkıları ve öyküleriyle radyo programlarımızda andığımızı anlattım.

 

Veeee, tabii ki bir Elvis impersonator’ı olduğumu söylediğimde de yüzlerindeki tebessüm ve mutluluk anlatılır gibi değildi.  Ne olursa olsun birer Memphis’li olarak Elvis ile gurur duyuyorlar ve onun bu şekilde yaşatılmasından dolayı inanın çok mutlular...

“Ronnie Tutt benim arkadaşım” diyen davulcu Buck Hutcheson “biz çıkmadan önce seni izleseydik” dedi, ben de Jerry’nin gittiği kapıyı işaret ederek “adam zaten (the killer) katil diye biliniyor, siz de öyle anons ettiniz, beni öldürtecek misiniz, ben daha Memphis’i görmedim” dediğimde yine o mutlu kahkahalar çınladı.

Elimi sıkıp içtenlikle teşekkür ettiler, ben de onlara tek tek teşekkür ettim ve “yine gelin” dedim. İnşallah gelirler...

 

                        

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Ancak bu keyifli muhabbet, coşku dolu diğer seyircilerin etrafımızı sarması ve güvenlik görevlisi olmanın ne olduğunu bilmeyen, gayet kaba bodyguard(?)ların müdahaleleriyle sona yaklaşıyordu.

Bu güzel ve müstesna insanların etrafında bir sevgi çemberi oluşturan o insanların benden farklı duyguları yoktu, kimileri teşekkür ediyor, kimileri de imza istiyordu. Allah bilir ya, bir daha nerede böyle bir konser ve nerede böyle bir Memphis Tennessee atmosferi ???

 

Dediğim gibi, görevlerini “ne olursa olsun o coşku dolu insanları her şekilde engellemek” olduğunu zanneden güvenlik görevlileri bazı seyircilere kabaca davranmaya başladılar. Ama Memphis’li müzisyen Amcalar, samimi, güler yüzlü ve mütevazi tavırları ile tesisatı filan bırakıp, kendilerine uzanan bütün elleri sıktılar, uzanan bütün kağıt, bilet, broşür vs. üzerine imzalarını güzellikleriyle koydular...

 

Ve sonra ben dışarı çıktım. Menderes ve Melih’in Jerry Lee ile araba içinde lafladıklarını, defalarca tokalaştıklarını, hatta Melih’in Jerry’e teşekkürlerini sunarken yanağını okşadığını da öğrenince, keyiften dört değil, abartmıyorum, yüzondört köşe oldum...

 

Son sözlerim de Jerry Lee’ye...

Bütün çılgınlıkların için canın sağ olsun...

Seni de çok sevdik be, mahallemizin delisi...

Sağlıklı günler seninle olsun...

Mr.Killer, yine gel..........

 

Yazı: Melih Şengül, Arif Kavaklı, Menderes Karaküçük

Fotoğraflar: Menderes Karaküçük