ELVİS YAŞIYOR (MU ?)
Müzik dünyasında, uzun ara unutulur, konuşulmaz ve üzerinde fazla durulmaz gibi görünse de, gündeme geldiğinde pek çok müzikseverin yakın ilgisini çeken bir konudur Elvisin sağ olup olmadığı...
Dünyanın neresinde olursanız olun, konu açılıp ta Elvis Yaşıyormuş deyiverirseniz insanların ilgisini mıknatıs gibi çekersiniz...
Ama bir yer hariç... Orası da Memphis, yani Kralın memleketi...
Neden mi ? Kendinizi birkaç dakikalığına bir Memphislinin yerine koyun ve düşünün. Dünyanın en şöhretli sanatçısının varlığını yaşamışsınız, ölümüne üzülmüş, o görkemli cenaze konvoyunu gözlerinizle görmüş ve Kralınızı kalbinize gömmüşsünüz.... Peki sonra ne mi olmuş ?...



Ölümünden daha on ay geçmeden orada burada görüldüğü iddiaları başlamış, heyecan, hareket, yorum, soruşturma derken seneler geçmiş (dile kolay 30 yıl) ve artık, bugün Memphis, polis merkezlerine günde ortalama 100-150 adet Elvisi gördüm !!! ihbarının at koşturduğu bir yer haline gelmiş...
Memphisliler artık bu Elvis yaşıyormuş olaylarını, haberlerini kanıksamışlar, pek tepki vermiyorlar. Ama Elvisin yaşadığı yolundaki iddia haberleri de artık bir sektör olmuş. Bu işi takip edenler, kendilerine vazife(?) çıkaranlar öyle görünüyor ki nesilden nesile bu olayı izleyecek ve kendilerince bir şeyler kazanacaklar...
Yerel ve yöresel çeşitli gazetelerde ise (her nedense hep) uzaktan çekilmiş flu fotoğraflarla süslenen sütunlarca cümle, Soru aynı ; Resimdeki bu adam Elvis mi ? ....



Bu şekilde bir çok resim mevcut, ama sanıyorum bunların en ilginci, Las Vegaslı iş adamı Joseph Kingin, Meditation Gardenda Elvisin mezarı başındayken, tam karşısındaki kulübenin penceresinde görüntülediği resim olmalı.
1978in Ocak ayındaki doğum günü etkinlikleri için Gracelandı ailesi ile beraber ziyaret eden, aynı zamanda amatör fotoğrafçılık faaliyetleri de olan King, 35 mm.lik makinesiyle bahçenin ve mezarların resimlerini çekerken birden tam karşısında bulunan ve Elvisin sağlığında dini kitaplar okumak ve dua etmek için bir nevi katedral gibi kullandığı prefabrik kulübenin penceresine baktığında tanıdık bir sima gördü. Koyu renk camın arkasında gözlükleriyle bakan kişi Elvisti. Ya da, ona çok benzeyen biri...
King, o anın şokunu atlatmaya çalışarak, makinesinin kadrajını ayarlayamadan, ortada gördüğünüz resmi çekti.

Bu resim daha sonra özel laboratuarlarda büyütüldü, incelendi, araştırmacılar, resimdeki pencerede görünen siluetin Elvis olabileceğine kanaat getirdiler, ama elbette Elvisin olağanüstü bir benzerinin de olacağı da raporlara eklendi. Joseph King ise resimlediği kişinin Elvis olduğundan kesinlikle emin olduğunu belirterek şöyle demişti ;
- Elvisin yüz hatlarını çok iyi biliyorum, Vegastaki günlerinde otelin barında onunla ayaküstü de olsa konuşmuşluğum da var. Kesinlikle Oydu. Orada oturmuş, içeriden dışarıya, mezarının başındaki insanlara bakıyordu, mezara doğru yürüyenlere sanki daha dikkatli bakarcasına eğildiğini de gördüm. Resmi çektim...
Daha yakın çekim almak için kadrajı ayarlarken şaşkınlıkla ve telaşla bir an dikkatim dağıldığından tekrar resim almak için baktığımda Onu pencerede göremedim...
Daha sonra bir Graceland yetkilisine rica ettim, kapıyı açtılar, koltuk oradaydı ama odada kimse yoktu...
Bugün Elvisin halen yaşayıp yaşamadığı ile ilgili pek çok soruşturmada bu ilk resim hep kullanılmaktadır.

Kendi çapımda bir yorum yapayım. O gün, o an, oradaki şahıs Elvis ise...
Neden Elvis, ölü bilinirken evinde, hatta mezarına(!) yakın bir yerde dursun ki ?...
Eğer oradaki şahıs spekülasyon amaçlı bir Elvis benzeriyse... Bu çok daha riskli bir iş... Orada bir Elvis fanatiği varsa...
Joseph Kingin yerinde o an kendim, orada olduğumu farz ediyorum, elimde fotoğraf makinesi var veya yok, mesafe yakın, fırlayıp o kapıyı açmam (gerekirse camı çerçeveyi indirmem) işten bile değil.
Sonra ?? Aman Tanrım, Elvis !!! veya, Hay Allah, O değilmiş !!!
Olabilecek skandalı düşünebiliyor musunuz ? Gracelandda kim göze alabilir böyle bir olayı ?...
Aslında bu örnekleri çoğaltmak mümkün ama hikayemize dönelim...
Ama şu var ki, her Memphislinin kafasının bir köşesinde az ya da çok, bir gün havaalanına iniş yapan özel bir uçaktan Elvisin inmesi ve doğruca Gracelanda gitmesinin hülyası yatmaktadır.
Tabii bana kalsa o uçak İstanbula, Sabiha Gökçene inmelidir ya, neyse...
Şimdi gelelim Elvisin yaşadığına dair bir takım bulgulara...
Ya da, biz buna Elvisin ölümünün yalan, bir düzenleme olduğu kanaatlerini kuvvetlendiren durumlar, olgular, iddiası güçlü, açıklaması zor, resmi olmayan kanıtlar diyelim, ya da medyatik tabiriyle ; Komplo Teorileri...
Haziran 1977... Mississipi DELTASI SICAK... AMA GRACELAND, ÇOK DAHA SICAK...

İlk şüpheli oluşumlar 1977 Haziranında başlıyor... Elvis, 1977nin ilk yarısına kadar geçen süre zarfında yanında, ama çok yakın çevresinde çalışan kişileri işlerinden kovmuştu. Bunların başında özel muhafızları olarak görev yapan okul yıllarından arkadaşı Red West, Sonny West (Redin kuzeni) ve 1974den beri yakınından bir dakika olsun ayrılmamış olan muhafızı ve karate hocası Dave Habbler de vardı. Bazı Graceland çalışanlarının da yarısından çoğu Mart ayında işten uzaklaştırılmış, yerlerine yeni eleman alınmamıştı...

Elvisin yanında senelerce görev yapan Red West, Sonny West ve Dave Habbler, kovulur kovulmaz yazdıkları Elvis, What Happened ? (Elvis Ne Oldu ?) adlı kitapta işten çıkarılmalarının nedeni olarak şöyle demişlerdi ;
- Bir gün Bay Presley (Elvisin babası Vernon Presleye Mr.Presley diye hitap edilirdi) bizi topladı ve masrafların arttığını, tasarrufa gidileceğini ve ücretlerimizin azaltılacağını söyledi. İtiraz ettik, bakmakla mükellef olduğumuz ailelerimiz vardı. Bay Presley, düşük ücret konusunda kararlıydı ve aksi halde ayrılmamız gerektiğini söyledi. Elvis bizimle hiç konuşmadı, çünkü 42 yaşında ve halen koca bir bebek olan Elvisin tüm idari, maddi ve hukuki işleri Baba Presleyin komutası altında yürütülüyordu. Bize göre çok yanlış şeyler yapılıyordu ve sonuçta kırgın olarak ayrıldık...
SORU : Ödediği vergiler ile Tennessee Eyaletinde zaman zaman rekorlar kıran, ödüller alan, müzikal yaşamı boyunca hiçbir çalışanıyla maddi sorunu olmayan, sevdiklerine en ucuz hediyesi son model Cadillac olan bir Elvis Presleyin bir anda tasarrufa ihtiyacının olması doğal kabul edilir mi ?
Acaba işten çıkarılanlar 16 Ağustos sonrası için yapılan bir hazırlığı fark edebilecek veya farklı giden bir takım işlerden şüphelenecek kadar mı Elvisin yakınındaydılar ?
SORU : Elvisin gerek şöhreti, serveti, gerekse de sosyal konumu dolayısıyla sürekli kaçırılma ve ölüm tehditleri aldığı biliniyorken, böyle bir ortamda, en yakınındaki ve en tecrübeli 3 muhafızının işine, sırf tasarruf diye son verilmesi, sıradan bir gelişme olarak kabul edilir mi ?
HERŞEY, LİSA MARIE İÇİNDİ....
Kral, hayata veda ettiği gün, biricik kızı Lisa Marie, Gracelanddaydı.
Ne var bunda yani, kızı değil mi, evi değil mi, olamaz mı ? dediğinizi duyar gibi oluyorum. Elbette olur...
Priscilla ile boşanmalarından sonra Lisa Marie annesiyle Los Angelesta kalıyor, ara sıra, ama Elvisin konser turnesi olmadığı zamanlarda Memphise geliyor babasıyla bir-iki gün geçirip tekrar annesinin yanına ve okuluna dönüyordu. Özellikle 1975-77 arası gayet yoğun geçen konser turneleri nedeniyle baba-kızın çok uzun süre bir araya gelemeyip, çoğu zaman sadece telefonla görüştükleri biliniyordu.
1977nin 27 Haziranındaki o meşhur son konserden sonra Elvisin yakın çevresinin de dikkatini çeken ilginç gelişmeler oldu.
O ana kadar ayda bir Memphise gelip en fazla 2-3 gün kalan Lisa Marie, babasının istek ve girişimleriyle daha sık gelmeye ve daha uzun süre kalmaya başladı. Elbette Elvisin kızına olan sevgisi ve düşkünlüğü biliniyordu, ama periyodik olarak Lisa Marienin geliş gidişleri devam ederken, her şey yolunda giderken, birden bire artan bu özlem ve beraber olma arzusu önceleri pek dikkat çekmedi.
Peki, neydi dikkat çeken ?
Elvis, Memphise sık sık gelip giden kızıyla Ağustosun ilk haftasında da beraber olmuş ve Lisa Marie Los Angelesa dönmüştü. Ancaaak...
Ancak, Elvis kızının gidişinden daha dört gün sonra en yakın çalışma arkadaşı, sırdaşı Joe Espositodan Lisa Marienin Memphise gelmesini sağlamasını istediğinde Esposito, Krala en yakın kişi olmanın verdiği cesaretle sordu ; Daha birkaç gün önce beraberdiniz, neler oluyor Elvis ?
İşte, tüm dikkatleri bir anda farklı düşünmeye yönelten cevap :
Kızımın, hafızasında beni iyi hatırlamasını istiyorum...
Elbette Joe Esposito, bu cevabı o an, biraz tuhaf değerlendirmekle birlikte Elvisin kızına olan sevgisini bildiği için olumlu karşıladı ve ertesi gün Lisa Marie Gracelanda geldi. Ne var ki bu geliş 4 gün sonra kabusa dönüşecekti.
SORU : Elvisin O gün itibarıyla 9 yaşında olan Lisa Marienin, kendisini gerek kişi olarak, gerekse de görüntü olarak iyi bellemesi için özel bir çaba içinde olduğu iddia edilebilinir miydi ?
Yoksa Elvis, kendi yaşamıyla ilgili farklı bir şeylerin gelişeceğini ve bir daha biricik kızıyla bir araya gelemeyeceğini biliyor muydu ?
DÜNYANIN EN ZENGİN SANATÇISI, SON GÜNLERİNDE PARASIZ MI KALMIŞTI ?
Cenaze sonrası veraset işlemleri yapılırken, Elvisin banka hesapları kontrol edildiğinde, özellikle 1977nin ilk aylarından itibaren çok yüklü miktarlarda nakit çıkışlar, aktarmalar yapıldığı ve öldüğü gün, hesaplarının toplamında yaklaşık olarak 200.000.- U.S. $ gibi insanları hayrete düşüren komik bir miktarda nakit parası olduğu tespit edildi...
(Eyalet ve banka yetkililerinin veraset mahkemesine verdikleri ilk raporda 1977 Martında 2 Milyon $, Haziran ayında 1 Milyon $ nakit para çekimi yapıldığı belirlenmiş ancak üç gün sonra bu satırlar hesap ekstrelerinden silinmiştir. Hatta bu aktarmalardan birinin Michigandaki bir bankaya yapılmış olması acaba Kral, Michigan sınırları içinde mi yaşamına devam etme kararı aldı şeklinde şüphelerin ortaya çıkmasına yol açmıştır.)
SORU : Sanat hayatı boyunca plakları, konserleri, filmleri dahil, çok iyi paralar kazanan ve kazandıran, sahnelere döndüğü 1969dan itibaren, 1977 Haziranı dahil tüm konserleri kapalı gişe olan,
film ve konser ücretlerini ilk işlerinden beri, prensipleri gereği daima nakit ve peşin alan,
17 Ağustos Portland-Maine konseri dahil, yıl sonuna kadar tüm konser biletlerinin yaz ortasında tükendiği, devlete tek kuruş ödenmemiş vergi borcu olmayan bir Elvis Presleyin,
ömrünün son günlerinde neredeyse parasız kaldığına inanmak, acaba mümkün müdür ? Ya da...
Hakikaten bu nakit servet bu kadar azalmış mıdır, yoksa bu servetin önemli bir bölümü 16 Ağustostan sonra kurulacak yeni bir yaşamın tesis edilmesine mi tahsis edilmiştir ?

Küçük ve pek dikkat çekmeyen bir nüansı değerlendirelim şimdi...
Her zaman konserlerinde final şarkısı Cant Help Fallin in Lovea başlamadan önce Elvis, şöyle veda ederdi seyircilerine ;
- Thank you very much ladies and gentlemen, be carefull yourself and God blesh you, goodbye... (çok teşekkürler, kendinize iyi bakın, tanrı sizleri korusun, hoşçakalın...)
Ancak, Elvis, 19 Haziran Omaha, 21 Haziran Rapid City ve 27 Haziran Indianapolis Market Square Arenada verdiği en son üç konserinde goodbye yerine adios kelimesini kullanmıştır.
İspanyolcada adios kelimesi elveda anlamındadır ve ayrılıklarda ama bir daha görüşülmeyecek ayrılıklarda kullanılan bir veda kelimesidir.
SORU : O tarihten bir sonraki konseri 17 Ağustosta olduğuna göre, Elvis, bir daha seyircisiyle görüşmeyeceğinin bu kadar bilincinde miydi ki, o konserlerini adios diyerek bitirdi ?...



R.VALENTİNO ve M.MONROEdan YILLAR SONRA EN GÖRKEMLİ CENAZE....
Elvisin cenaze töreni de her zaman çeşitli spekülasyonları gündeme getirmiştir.
Elvis, bizim ölçülerimizle 1.80 boyunda ve yaklaşık 120 kg ağırlığında olan geniş yapılı (eskilerin tabiriyle boylu poslu kalıplı) bir adamdı. Dolayısıyla onun için özel yapım bir tabut gerekecekti. Elvis kendi cenaze törenine, boş ağırlığı yaklaşık 200 kg. olan içi özenle döşenmiş, çok pahalı ve çok özel yapım bir tabut içinde iştirak etti...
SORU : Özel yapım olduğu belli olan tabut neden bu kadar ağırdı ? İmalatçılar, Presley Ailesi tarafından 8.000 $ nakit ödenerek yaptırılan bu tabutu Elvisin öldüğü günün akşamına hemen nasıl yetiştirebilmişlerdi ?
Yoksa bu tabut çok önceden yapılmış olup, Memphis Cenaze Evinin ya da Gracelandın bilinmeyen karanlık bir köşesinde o gün için hazır mı bekletiliyordu ?





Elvisin tabutunu taşıyanlardan (12 kişi) bazıları sonradan yaptıkları açıklamalarda bu kadar çok ağır bir şey taşımalarına bir anlam veremediklerini ve tabutun dış yüzeyinin dokunulmayacak kadar soğuk olduğunu belirtmişlerdi.
SORU : Tabut, içinde Elvis varmışçasına mı böyle ağır imal edilmişti ? Ve neden soğuk hissedilmişti ? Yoksa söylentilerdeki gibi tabutun içine yerleştirilmiş mumdan yapılmış bir Elvis heykelciğinin Ağustos sıcağına dayanması mı sağlanmaya çalışılmıştı ?
LİSA MARİE BABASINI SON KEZ GÖRMEK İSTEDİ, AMA BAKAMADI...
İç karartıcı bir mevzuu bu tabut konusu. Ama bu ana gelmişken cenaze günü gerçekleşen bir durumu anlatalım.
Robert Kendall, o günkü cenaze organizasyonunu yapan Memphis Cenaze Evinin 19 yıllık yöneticisiydi.
Hatta ilk mesleki işlerinden biri, belki de en önemlisi 16 Ağustos 1958de anne Gladys Presleyin cenaze töreniydi.
Kaderin cilvesi olmalı ki, Kendall mesleğinin doruğunda yıllar sonra yine bir Ağustos gününde, tüm dünyanın gözü üzerinde, yine bir Presley için cenaze töreni organize ediyordu... Tabii ki, bu son büyük işi olmayacaktı.
Presley Ailesinin adeta aile cenaze levazımatçısı olan Robert Kendall, Elvisi önce Forrest Hill Mezarlığına, sonra annesiyle beraber Gracelanda getirecek, aynı yere iki yıl sonra 26 Haziran 1979da baba Vernon Presleyi ve 1980de de babaanne Minnie Maeyi defnedecekti...
17 Ağustos günü, tüm tıbbi ve yasal prosedürler tamamlanıp, Elvisin naaşı Cenaze Evi tarafından hazırlandıktan sonra Gracelanda getirildi ve oturma salonunda hazırlanan mütevazi bir katafalka konuldu. İlk önce sadece Presley Ailesi ve evde bulunan az sayıda aileye çok yakın kişiler huzurunda tabutun kapağı açıldı ve ailenin saygısına sunuldu.
Birkaç yıl sonra Kendall özel bir röportajda şunları anlatacaktı ;
Evdekiler Elvisin tabutunun etrafında epeyce durduktan sonra herkesin bir köşeye çekildiği bir andı. Mutfak holündeydim, Lisa Marie yanıma geldi, avucunun içinde küçük metal bir bilezik vardı. Bay Kendall, bunu babama hediye etmek istiyorum, bana yardımcı olur musunuz ? dedi. Elinden tuttum ve beraberce tabutun yanına geldik.
Ama o an hiç tahmin edemeyeceğim bir şey oldu.
Lisa Marienin babasını çok sevdiğini biliyordum ve onun bu jesti beni de duygulandırmıştı.
Ama Lisa Marie tabutun başında birden irkildi, ellerini tabutun içine doğru uzatmıştı, babasını bir an için gördüğünü düşünüyorum, ama dokunmak bir yana babasının yüzüne bakmadı, dokuz yaşında bir çocuk, dehşetle açılmış gözlerle yere doğru bakmaya başladı, başını kaldırmıyor, hafiften titriyor gibiydi.
İyilik mi yapmıştım yoksa bilmeden kötülük mü ?
Ellerini sıkıca tuttum, biraz toparlandı ve bana Bay Kendall, bunu benim yerime siz yapar mısınız ? dedi, ben de hafif bir gülümsemeyle bana göster bakalım Lisa, bu bileziği babanın hangi koluna koyayım ? diye sordum. Lisa Marienin eliyle Elvisin kollarından birini işaret etmesini beklerken, birden tabuta sırtını dönen Lisa kendi sağ elini işaret etti.
O anı anlatmak güç, Lisa, bileziği vermek istemezcesine yüzünü asmıştı.
Tamam, hadi gidiyoruz Lisa dedim ve sağ elimle Lisanın elini tuttum, bileziği de sol elimde gömleğimin altına doğru iterek sakladım. Sürekli yerden gözlerini ayırmayan Lisa, fısıltılı bir sesle teşekkür ederim efendim dedi.
Bileziği tabuta koymadığımı anlamış mıydı, biraz tereddütlü biraz da endişeliydim, ama tabutun yanından uzaklaşırken rahatlamıştım, sanki o an o bileziği babasına vermek istemediğini hissettim.
Kapıya doğru yürürken Lisa Marie bana o hep orada mı kalacak ? diye sordu, ne cevap vereceğimi şaşırmıştım,
o gördüğün şey gidecek, ama baban ebediyyen bizlerle olacak dedim.
Kapıda Prischilla Presley ile karşılaştık, Lisa uzaklaşırken olayı anlattım ve Bayan Presley benden bileziği Lisanın görmeyeceği bir şekilde saklamamı rica etti.
Lisanın bu durumunu kasti olarak değerlendirmedim. Mesleki tecrübelerime göre, bazen insanlar çok sevdiklerinin cesetlerine dokunamazlar, ya elleri, kolları, hareketleri şoktan kilitlenir, ya da aşırı duygusallıkla sanki incitmekten çekinirler dokunamazlar, ya da belirsizce bir korku, bu ölüm ve canlılar arasında olabilen farklı bir şey.
Ama dikkatimi çeken bir şey daha var ki, o andan itibaren, tören boyunca, hatta gömülme anına kadar Lisa Marie babasının tabutunun yanına bir daha hiç gelmedi...
SORU : Bence burada soruyu sevgili Lisa Marienin sorması lazım ; tabuta baktığında, o an,
Bu benim babam değil, çocuk mu kandırıyorsunuz ??!!! ...

İYİ BAKTINIZ MI, ELVİS MİYDİ ? BENZİYOR, AMA O DEĞİL SANKİ....
Tabutun içindeki Elvisin duruşu, şekli, konumu, yüzü, saçları, favorileri de çok tartışma konusu olmuştu...
Bazılarına göre saçları kısaydı, favorileri yamuktu, kaşları kalkık ve zayıftı, burnu alnıyla düz gibiydi vs.vs.vs...
Gracelanddaki saygı geçidinde tabutun kapağı açıkken önünden geçenler ve Forrest Hill Mezarlığındaki dini törene katılanlar o büyük anın şokunu üzerlerinden attıktan ve özellikle de yukarıda saydığımız gelişmeler de ortaya çıktıktan sonra 4 farklı görüşe bölündüler.
Birinci görüşe göre, tabutta yatan Elvisti, ölüydü ve ölümü gerçekti...
İkinci görüşe göre, tabutta Elvisin balmumundan yapılmış bir heykeli vardı... Olabilir miydi ? Tartışılır...
Ama bence olamazdı...
Bu, balmumundan heykel görüşüne katılmak pek mümkün değil.
Neden derseniz, bir hatırlayın, dünyanın en kusursuz balmumu heykellerinin yapıldığı Londradaki Madame Tussauds Müzesinde Elvisin ölümünden dört ay sonra sergilenen ilk Elvis heykeli hiç de Elvise benzemiyordu ve Elvis hayranlarının aşırı olumsuz tepkilerinden sonra sergiden kaldırılmıştı.

Sonradan yapılan üç yeni heykel yine Elvise benzememiş, yine kaldırılmıştı.
(Kaldı ki bu müzede bugün sergilenen, siyah deri, 68 Comeback Special kostümlü Elvis mumyası ilk yapıldığında yine benzetilememiş ve onlarca deneyimden sonra Elvise biraz benzemiştir. Elvisin jumpsuitli mumyaları hep hayal kırıklığı yaratmıştı bu müzede, ilginçtir ama halen de öyle...)
Yani uzun lafın kısası, Madame Tussaudsnun sanatkarları bile 1978-79 ve 80li yılların imkanlarıyla yaptıkları mumyaları Elvise benzetmeyi tutturamazlarken, 1977de böyle yetenekli bir uzman(!) Memphiste var mıydı ?
Üçüncü görüşü savunanların iddiası ilginçti...
Evet, tabutun içindeki şahıs Elvisti ama ölü değildi, ölü taklidi yapıyordu...
Ve cenaze töreninden sonra Elvis çıkıp gitmiş, tabut boş veya dolu, gömülmüştü.
Daha sonraları bu iddiaya Elvisin sporcu arkadaşları da katıldı. Olabilirdi... Elvis, adeta hastalık derecesinde uzak doğu sporlarına, bu spor türlerinin gizemlerine düşkündü. Kütüphanesinde bu konularla ilgili bir sürü kitap vardı. Askerlik günlerinden itibaren merak saldığı karate, ju-jitsu, taek-wan-do gibi pek çok uzak doğu sporu sayesinde, sıradan bir sporcunun çok ama çok ötesinde muazzam bir vücut eğitimine sahipti. Elvisle karate çalışan arkadaşları birkaç kez onun ölü taklidi yapar gibi uzun süre hareketsiz kaldığına ve nefesini çok uzun süre kontrol edebildiğine hayretle şahit olmuşlardı...
Dördüncü görüş sahiplerinin iddialarına göre ise, uzun süredir bir yolunu bulup ortalardan kaybolmayı planlayan Elvis, bir fırsat kolluyordu. Onu taklit eden Elvis Benzerlerinin çoğunu tanıyordu. Bu benzerlerden birinin ölüm haberi Elvise ulaşınca fırsat çıkıverdi. Tabuttaki kişi, ailesi maddi veya manevi ikna edilmiş ve birkaç makyaj hilesiyle biraz daha benzetilmiş bir Elvis Benzeriydi...
Ama bu görüşe katılmak çok zor. Elvis işini gücünü bırakıp, kendi benzerlerinden birinin ölümünü mü bekleyecekti ? Ayrıca ölen kişinin yakınları (Allah göstermesin) siz olsanız, ikna olur muydunuz ???
Bence dünyanın en insancıl kalbine sahip olan Elvisin kendisi de asla ve asla böyle bir şeyi, değil yapmayı, düşünmeye dahi razı olmazdı... Geçelim........
İLAÇLAR, İLAÇLAR, REÇETELER DOLUSU İLAÇLAR...
Ne olduğu belli belirsiz bir çok ilacı kullanıp vücudunu harap etmekle suçlanmıştır Elvis çoğu zaman...
Ama yine yakın bazı dostlarının ifadesine göre Elvis, ilaçlar konusunda muazzam bir bilgiye sahipti. Özellikle, FBIın gönüllü narkotik büro şefi olduğu dönemlerde her türlü ilaç, uyarıcı ve uyuşturucular konusunda bir eczacı kadar uzmanlaşmıştı.
Kütüphanesinde tıp ilmiyle ve ilaçlarla ilgili pek çok kitap vardı, ama gariptir bu kitapların bazıları Elvisin ölümünden birkaç gün önce kaybolmuştu.
Gracelandın temizliğine bakan görevliler, kitaplıkta temizlik yaparken göz alışkanlığı oldukları yaklaşık 50 adet kitabın, Elvisin ölümünden sonra yerlerinde olmadığını söylemişlerdi...
SORU : Elvis, eğer ortadan kaybolmayı düşündüyse, artık herhangi bir tıbbi veya hukuki sorununu birilerine sormak gibi bir imkanı olamayacağı için, sağlıkla, eczacılıkla, hukukla veya her neyse, ilgili kitaplarını yanına almış olabilir miydi ?
O GÜN Memphisten Buenos Airese GİDEN ADAM KİMDİ ???...
Memphis Uluslararası Hava Meydanında American Airlines bilet satış görevlisi Claire Howleen, 16 Ağustos 1977 Salı günü, gündüz vardiyasındaydı. O gün yaşadığı ilginç bir gelişmeyi şöyle anlatıyordu ;
- O sabah listeye baktığımda o günkü 16:00 Buenos Aires uçağına John Burrows adına kayıtlı bir rezervasyon olduğunu ve henüz biletin alınmadığını fark ettim. Ancak uçağın kalkışından bir saat kadar önce bir adam geldi, pasaportunu gösterdi ve adının John Burrows olduğunu söyledi. O an elbette Elvis aklımdan bile geçmiyordu. Elvisi biliyordum ama pek dinleyen biri değildim. Ancak, yine de karşımdaki kişinin Elvis Presleye çok benzediğini fark ettim. Uzun boylu, şişman, başında bere, sırtında keten ceket, kocaman gözlükleri, kalın favorileri vardı ve sakal tıraşı olmamıştı, hareketleri aceleci, biraz panikli gibiydi. İşlemlerini yaptım, aprona yürüdü ve kayboldu. Uçak kalktıktan 45 dk. sonra kahve almaya gittiğimde bir ara gözüm televizyona takıldı. Haberlerde Elvis Presleyin az önce bir hastanede öldüğünü söylüyorlardı. Ekrana Elvisin son halinin görüntüleri geldiğinde ise şok olup kalmıştım, iki saat önce Buenos Airese yolladığım adam karşımda, bu kez ekrandaydı...
SORU : Elvis, Başkan Nixon tarafından FBI Narkotik Büroda görevlendirildiği zaman kendisine ikinci bir kimlik verilmişti. Bu ikinci kimliğindeki adı John Burrows idi. Dikkat çekmeyen bu ismini Elvis, resmi iletişimlerinde ve özel mektuplaşmalarında kullanılırdı.
Bu isim Elvisi nerelere kadar götürdü ? Peki, ya sonrası ???
Bu arada uçak mevzuu açılmışken bir yanlış anlaşılmaya da açıklık getirelim.
Elvisin ölümünün resmen açıklanmasından yarım saat kadar sonra özel uçağı Lisa Marie havalanmış ve bazı kimseler tarafından bu uçakta Elvisin olduğu ve bilinmeyen bir istikamete gittiği iddia edilmiştir. Ne saçma bir iddia...
Aslında, doğrudur, uçak hemen havalanmıştır. Ancak o uçak direkt Los Angelesa giderek Prischillayı almış, oradan dönerken Las Vegastan da, aktör George Hamiltonı eşi ve kızı ile birlikte alarak aynı gece Memphise dönmüştür.
BİR ÖLÜM HABERİ, PLAK PAZARINI NASIL CANLANDIRIR ?...
Elvis Presley, yaşamı boyunca pek çok rekora imza atmıştır. Bunların başında da elbette plaklarının satışları gelmektedir. Bu plak satış rekorları Elvisin ölümünden sonra (ya da bu raddeye kadar gelmişken şuna Elvisin ortalardan kaybından sonra diyelim) tavana vurmuştur.
Ancak, şimdi, yine pek az kişinin dikkatini çeken bir hususa değinelim...
Elvisin, 1977 Haziranında yayınladığı son 45liği Way Down listelerde 3. sıraya kadar yükselebilmişti. Aynı ay bu şarkınında yer aldığı Moody Blue LP albümü piyasaya sürülmüş henüz tırmanışa geçmemişti. Bu iki çalışmadan önce 1976nın sonlarına doğru yayınlanan From Elvis Presley Boulevard albümü pop listelerinde 41. sıradan yukarı çıkmazken Country listelerinde 1. sıraya kadar çıkabilmişti... Yani her ne kadar Elvis plak ve LP albümleri 50lerin sonu, 60lar ve 70lerin başı kadar çok satmıyorsa da Kralın yaptığı her çalışma ilgi görüyor ve fanatik hayranları tarafından satın alınıyordu.

Yani olaya plak sektörü açısından bakarsak, 1977ye gelindiğinde bir Elvis LP albümü artık sadece sadık fanatikleri tarafından satın alınıyordu ve o nedenle 16 Ağustos 1977nin sabah saatlerinde Memphis hariç Amerikanın her yerinde, bütün müzik marketlerdeki raflarda Elvis plaklarına pek fazla rastlanmıyordu...
Ama birkaç saat içerisinde plak pazarında çok şey değişiverdi...
Elvisin ölümünün ilan edildiği 16 Ağustos 1977nin öğle sonrasından itibaren bütün müzik marketlere bir yerlerden Elvis LP albümleri yağmaya başladı. O günün akşamına kadar Memphiste, ertesi günün sabah saatlerinden itibaren de Amerikanın her yerinde, büyük küçük, şehirlerdeki bütün plak satış yerlerindeki raflar sıra sıra ve diziler halinde, Elvis LP albümleriyle doldu, boşaldı, tekrar tekrar doldu...
Üstelik, bu plakların hepsi Elvisin yirmibir yıldır çalıştığı RCA etiketiyle çıkarılmıştı. Yani, Amerika gibi ticaret hukukunun son derece etkin olduğu bir ülkede korsan plak diye bir şey söz konusu olamazdı.














Elvisin ölüm gününü saymazsak, 17 Ağustos Çarşamba gününden, sadece 22 Ağustos Pazartesi gününe kadar sekiz milyon albüm satışı olması yine bir Elvis rekoru olarak kayıtlara geçmiştir. Güzel... Şimdi soralım...
SORU : O günlerdeki teknik imkanlarda bir plağın tasarımı, basımı, üretimi, oldukça zahmetli, fiziki uğraşı gerektiren bir olaydı. Büyük makara bantlardaki master kayıtların plak kalıpları çıkarılıyor sonra da seri baskı halinde ziftten imal edilmiş plaklar üzerine kaydediliyordu. Kapak basımı da başlı başına ayrı bir iş koluydu.
Peki öyleyse RCA, ölüm ilanının hemen akabinde, rekor sayıda, Elvisin tüm albümlerini, üstelik seriler halinde, 1 gecede, Amerikanın her yerine nasıl yetiştirebildi ?
Yoksa, RCA Firması da o güne önceden hazırlıklı mıydı ????
ORION da kim ?... Yoksa sahnedeki bu adam ELVIS PRESLEY mi ?...
Şimdi yine tüm Elvis hayranlarını heyecanlandıran bir diğer ilginç bölüme geçiyoruz.
Bu defa konuğumuz, başarılı bir müzisyen ama artık hayatta olmayan, country şarkıcısı Jimmy Orion Ellis...


Daha önce de belirttiğimiz gibi, ölümünden önce de Elvisin taklidini yapan epey profesyonel şarkıcı vardı. Bunların içinden Elvisin de yakın arkadaşı olan Jimmy Ellisin diğerlerinden farklı bir özelliği vardı.
Orion adıyla sahneye çıkan Ellis, Elvis gibi uzun boylu, gür saçlı, kilolu, cüsseli bir yapıya ve Elvisle hemen hemen aynı ses tonuna sahipti.
Aynı Elvis gibi giyiniyor, Elvisin şarkılarını figürler dahil, neredeyse kusursuz söylüyordu ama onun özelliği yüzündeki maskesiydi. Yüzündeki maske onun gerçek kimliğini gizler gibiydi...

Elvis öldükten sonra Orion Showlar fazlasıyla ilgi çeker oldu. Maskeli, gizemli, esrarengiz havalı bir Elvis seyirciye eğlenceli, farklı ve ilginç geliyordu. Bu arada sahnede Orion yerine Elvisin yer aldığı da fısıldanmaya başlamıştı.
Bu gösteriler devam ederken, bir Elvis fanatiği ve Orion izleyicisi olan genç, yerel amatör muhabir Barbara Dowinsonın eline bir roman geçti. 1951de Jonathan Creecker tarafından yazılmış olan The Soul Mask adlı romanda Jacky Jones adlı bir şarkıcının öyküsü anlatılıyordu. Çok ünlü ve hayranları yüzünden adeta nefes alamayan bir şarkıcı olan Jones, yaşadığı hayattan bıkıyor ve kurtulmak için kendisinin sahte ölümünü düzenliyor.
Biraz rahatlıyor ama zamanla seyircilerinin ilgisini özleyen Jones, içindeki şarkı söyleme arzusunun önüne de geçemeyince, beraber plan yaptığı arkadaşları ona sahneye maskeyle çıkarsa seyircinin anlamayacağını söylüyorlar.
Ve Jones bir maskeyle ve de Orion adıyla hayranlarının karşısına çıkıp şarkılarını söylüyor, hayranları da Jonesun taklidini(?) beğeniyorlar, Jones, her gece maskesiyle gösterilerine devam ederken, roman trajik bir şekilde gelişiyor, insanlar onun sahtekarlığını affetmiyor ve Jones sonunda herkesin gözü önünde intihar ediyor vs.vs.vs...
Bu bayağı ilginç bir roman doğrusu...
Bu romanı okuyan Dowinson, öldüğü söylenen Elvis Presley ile Orion arasında bağlantı kurmakta gecikmedi. Orionun, gösterilerinde ilk on şarkıyı söyledikten sonra ara verip kulise gittiğini, sonra tekrar gelip bir gösteri yaptıktan sonra yine ara verdiğini ve programına üçüncü bir bölümle son verdiğini hatırladı... Eğer romandaki gibi bir düzen varsa, Orionun ikinci bölümünde sahnede gerçek Elvis vardı...
Bütün Orion konserlerine gitmeye ve en ön koltuklarda izlemeye başladı. Ve sonunda kendine göre önemli bir kanıt buldu. Dinleyelim ;
- O akşamki gösteride Orion ilk bölümde hareketli şarkılar söyledi, çok terlemişti, ara verip kulise gitti, kısa bir süre sonra aynı kostümle gelip tekrar söylemeye başladı. Ama bir gariplik vardı, yine hareketli şarkılar söylüyordu, yorgun değil canlıydı, ve ne yüzü, ne boyun kısmı, ne de kostümünde hiç ter yoktu. İnanılmaz ama evet, Kral yaşıyordu ve bir-iki metre önümde şarkılarını sıralıyordu. Anlatılamaz bir duygunun içindeydim ama duygusallığın sırası değildi ve yapmam gereken bir işim vardı. Elvise ulaştığımı kanıtlarsam çok büyük gazeteci olabilirdim...

Dawinson, program biter bitmez dağılan kalabalığın arasından gizlice gösteri yapılan yerin arka kısmındaki bahçeye geçmiş. Gördüklerine inanamamış... Büyük bir karavanın önünde biraz önce sahnedeki aynı kostüm üzerlerinde olan iki adet Elvis Presley konuşuyorlarmış. Dayanamayıp hey Elvis !!! diye bağırmış... Sonra ???..
- O an Jimmy Ellis ile göz göze geldik, bana toz ol !! diye bağırdı, öteki Elvis bir anda elindeki bardağı yere atıp yüzünü kapatarak koşarcasına karavanın içine girdi. Elvis Presleye çok benzediğini gördüm ama artık onun gerçek Elvis olduğuna inanmıştım. Bodyguardlar beni oradan uzaklaştırana kadar bir rüya içinde gibiydim. Sabahı zor ettim ve gördüklerimi savcılığa bir bir anlattım, o roman da yanımdaydı...
Başsavcı Lautt OGraddy, Barbara Dawinsonun bu ihbarını ciddiye aldı ve derhal soruşturma açtırdı. Ayrıca bu gelişme basına da yansımıştı. Meraklı okuyucular kitapçılara adeta hücum etmişlerdi. Hepsi de The Soul Mask adlı romanı okumak istiyordu. Roman eskiydi ama yeni baskıları gelmeye ve raflarda alıcı bulmaya başlamıştı..
Artık, Orion Jimmy Ellisin gösterileri dedektif All Jeffries ve ekibi tarafından yakın takip altına alınmıştı...
Bu arada amatör muhabir Barbara Dawinsonun adı duyulmaya başlamış, röportajlar ard arda gelir olmuştu.
Elvis, eğer yaşıyorsa bu defa tam anlamda bir kapana kıstırılmış gibiydi, ama ortaya çıkarılacak mıydı ??... Acaba ???
Elbette, ilgili birimlerin (belki de FBIın) müdahaleleri(?) de gecikmedi...
Her yerde, herkesin dilinde, Orion muydu, Elvis miydi derken, ilginç gelişmeler oldu.
Önce, The Soul Mask adlı roman bir anda raflardan kaldırıldı. Sattırılmadı.
Genç muhabir Barbara Dawinson, yılın haber bombasını patlatmaya hazırlanırken, önce işinden kovuldu, sonra her nasıl ve nedense akabinde ani bir kararla(?) ve de kendi isteğiyle(!) ailesiyle beraber başka bir eyalete taşındı. Ve daha sonra da kayıplara karıştı...
Ve nihayet, maalesef diyelim, aslında kaliteli bir Country şarkıcısı, iyi bir Elvis taklitçisi ve aynı zamanda Elvisin de arkadaşı olan Orion Jimmy Ellis, soygun yapmaya çalışan bir adam(??!) tarafından silahla vurularak öldürüldü, eşi de yanındaydı, maalesef o da öldürüldü...
Jimmy Ellisin trajik ölümünden sonra, Orion ve Elvis Presley ile ilgili tüm araştırma ve soruşturmalar kapandı... Olaylar unutturuldu...
SORU : Jimmy Ellis, Bayan Ellis ve Bayan Dawinson, neyin kurbanı oldular ?
Bütün bu olanlar aslında FBIın, Elvis Aron Presleye uyguladığı bir tanık koruma programının gerektirdiği acımasız kuralların sonucu muydu ? Varsa, neden böyle bir koruma vardı ? Peki, Elvis tek başına mıydı ??
EĞER ELVİS, ÜZERİNDEKİ BASKILARDAN, BİRŞEYLERLE UĞRAŞMAKTAN, HAYATLA YARIŞMAKTAN, DİDİNMEKTEN SIKILIP BU YOLLA ORTALARDAN KAYBOLMAYI KAFASINA KOYDUYSA,
BUNU KENDİ BAŞINA MI YAPTI ?
YOKSA, BİRİLERİ ELVİSİ, BAŞKA BİRİLERİNDEN KORUMAK İÇİN Mİ BUNLARI PLANLAYIP ELVİSE YAPTIRDILAR ???
OYUN BÜYÜKSE, KURALLAR ZOR, BEDELLER AĞIRDIR...
Hepimiz, Elvisin Beyaz Sarayda Başkan Richard Nixon ile yan yana ve tokalaşırken çekilen fotoğraflarını hatırlıyoruz değil mi ? Evet, hatırladınız, 21 Aralık 1970... O günlerde Beyaz Saraya kabul edilen kaç şarkıcı vardı ki ?...
Elvisin, Nixson tarafından onore edildiği, rozetler, nişanlar, ödüller verildiği vs.vs.vs. o büyük gün...
Peki, o gün Beyaz Sarayda sadece karşılıklı övgüler, güzellikler, hava-su, spor, müzik mi konuşuldu ? Hayır....


Pek çok Rock şarkıcı ve gurupların aksine, olağanüstü bir vatansever ve muhafazakar olan Elvis, 70lerin başından itibaren gençleri etkisi altına alan protest müziğe karşıydı. Ona göre sahneye alkol ve uyuşturucu alıp çıkan ve sözde rockçı geçinen bu şarkıcılar ve müzisyenler gençliğe çok kötü örnek olmakla kalmayıp, toplumu yozlaşmaya ve devlete isyana itiyorlardı. Bu yozlaşmanın temelinde uyuşturucular ve bunların acımasız zehir tacirleri yer almaktaydı.
Bu tacirler de, anormal zengin, geniş çevreli ve oldukça yüksek mevkilerde bulunmaktaydı.
Elvis, konumu gereği Amerikan müzik piyasasındaki pek çok noktaya direkt ulaşabiliyordu.
Ne de olsa, yaptığı işinde o bir Kral dı...
Bu nedenle, mutlaka bir şeyler yapılması gereğine inanan Elvis, Başkan Nixondan bir takım görevler ve yetkiler istedi, aldı ve işe koyuldu...

İşin görülen kısmı Gönüllü FBI Yardımcısı olmaktı ama Elvis bunun dışında artık John Burrows adına ikinci bir kimliği olan gizli görevli bir FBI ajanıydı... Görevi de yıllardır sahne önü ve arkasıyla içinde olduğu müzik ve sanat dünyasındaki uyuşturucu odaklarını ortaya çıkarmak ve tam bir temizlik yapılmasına yardımcı olmaktı.
Oldu mu ?... Peki, ortalık temizlendi mi ??......... Devam edelim...
Elvis, büyük bir gizlilikle bu yöndeki çalışmalarını 4 yılda tamamladı ve hazırladığı, Amerikan müzik ve sinema dahil bütün sanat alanlarında cereyan eden uyuşturucu trafiğini, hem de büyük küçük, ünlü ünsüz, makamlı makamsız, isim isim, tüm figüranları ve kahramanlarıyla, raporunu 1976 sonlarında FBIa teslim etti.
Bu gizli rapor doğrultusunda bir çok seri operasyonlar yapıldı, pek çok zehir taciri yakalandı.
Elvis, ayrıca başka konularla da ilgilenmiş, bir nevi emlak ve arazi mafyası olan, saklı seçilmişlerin oluşturduğu Fraternity adlı örgütün de maskesini düşürmüş, ve bu örgütün yaklaşık on milyon dolarlık (yanlış okumadınız on milyon US $) bir işini bozarak mafyaya büyük zarar verdirmişti. Elvisin bilgileri, uç noktaları darmadağın etti.
Ama oyun çok büyüktü, işin uçları daha büyük yerlere ulaşmaktaydı. Oyunun içinde sadece sanatçılar değil, ünlü işadamları, bürokratlar, bazı eyalet valileri ve hatta bazı senatörler de rol almaktaydı. Kaldı ki, bu yüksek makamlarda bulunan isimler, aslında görünmeyen perde arkası güçlerinin emrinde olan kişilerdi.
Sonunda ard arda yapılan seri operasyonlar bir yere kadar (daha doğrusu perdenin önüne kadar) geldi ve orada kaldı... Ya perdenin arkası neresiydi ? Orası mı ?
Orası, artık Elvis Aron Presleyin ölüm emrinin verildiği yerdi...




İşler bir noktaya geldikten sonra daha fazla büyük baş kıyımına müsaade edilemezdi.
Elvis, susturulacaktı. Ama nasıl ?
Çünkü, o yaşa, o ünvana, o mertebeye gelmiş bir Elvis, tehditlerden, öldürülmekten korkacak birisi değildi.
Kaldı ki O, devletine yaptığı hizmetlerle ve bağlılığıyla gurur duyardı. Bu da öyle bir görevdi onun için.
Bütün müzik hayatı boyunca kendisini acımasızca eleştirenlere ve karşılaştığı her tehdide hodri meydan demiş ve kendisini üzen, inciten pek çok olay karşısında ayakta kalabilmişti Elvis.
Ama, az önce de söylediğimiz gibi oyun çok büyüktü ve bu oyunu bozan asla ve asla cezasız kalamazdı.
Kalın perdeler arkasında hüküm verilmişti. Elvis Presley ya ebediyyen susturulacak, ya da, içinde, yüreğinde, acısını asla taşıyamayacağı, çok kıymetli bir kurban verecekti. Büyük Manitular ikinci şıkkı tercih etti...
Babası, amcası ve büyükannesi yaşlıydılar. Hayatı boyunca tek gerçek aşkı ve halen deliler gibi sevmekten vazgeçmediği eski eşi Prischilla da o kadar önemli değildi. Bu kurban, Lisa Marie idi...
Elvis, 9 yaşındaki kızına adeta tapardı. Ona bir şey olmamalıydı...



Bu sefer FBI koridorlarında koşuşturmalar, nerelerden girilip çıkıldığı bilinemeyen odalarda toplantılar, tartışmalar, hesaplar yapılmaya başlandı. Elvisi veya Lisa Marieyi, sürekli koruyamazlardı. Evine de kapatamazlardı. Turnelerde o şehir bu şehir dolaşan bir Elvisi koruyamamaktansa Onu sanal olarak ortalardan kaldırmayı uygun gördüler.
VEE, DÜĞMEYE BASILDI...
Peki, bütün bu icraatlar planlanırken, Elvise en yakın planda kim olacaktı ?
Zor bir soru, ama okuduklarımız, bir takım gözlem ve yorumlarımız bu safhada karşımıza ilginç bir kahraman çıkarıyor ? Ginger Alden...



Kimdi bu kız ve Elvisin hayatına nasıl ve ne zaman girdi ?
Kimdi ? İstikbal vaat eden genç bir fotomodel ve Memphisli ünlü bürokrat Walter Aldenin kızıydı.
(Küçük bir hatırlatma ; Elvisin, Memphiste yaşayan binlerce genç arasından askere gidecek olan 5 kişiden biri olması veya seçilmesi hep tartışma konusu olmuştur. Memphiste, 1958de Elvisi askere alan resmi dairenin başında sivil yönetici konumunda kim vardı dersiniz ? Evet, iyi bildiniz, Bay Walter Alden...
Hadi buyurun bakalım size teoriler içinde yeni bir komplo teorisi...)
Ne zaman girdi bu kız Kralın hayatına ?
Elbette Elvisin sevgiye, aşka, daha doğrusu sevilmeye en muhtaç olduğu bir zamanda, 1976nın son günlerinde...
O vakitlerde 21 yaşında olan ve Memphis Trafik Güzeli seçilen Ginger, 1976 Aralık ayı ortalarında, Elvisin Gracelanddaki geleneksel noel partisine katılma ve Elvisle tanışma şansını elde etmişti.
O gece Elvisle sadece iyi bir arkadaşlık başlatan Ginger boş durmamış o günlerde Gracelandda bulunan Lisa Marieye de kendini sevdirmişti.
O günden sonra bir insana ihtiyacı olan Elvisi sık sık arayan, soran, ilgilenen Ginger Alden, kısa sürede belki de vazifesinin ilk bölümünü tamamlamış Elvisin de sevgisini ve ilgisini kazanmayı başarmıştı.
Elvis, Prischilladan sonra (ve hatta o varken de) en uzun süreli (1972 1976) beraberliği, 1971 Tennessee Güzeli Linda Thompson ile olmuştu. Elvis kariyerinin en parlak dönemi dolayısıyla Linda da oldukça popülerdi o vakitler.

Ancak, 1976 sonbaharında Elvis, Lindanın Elvisle yaşamak bir yarasayı yaşamaktı, gündüzleri uyuyup geceleri yaşıyorduk şeklinde beyanat vererek kendisini terk etmesinden sonra, duygusal yönden oldukça zor bir döneme girmişti. Lindadan sonra kısa süre Elvisle beraber olan Shelia Ryanında ayrılma gerekçesi aynıydı. Hatta Ryan ayrılık sonrası bir başkasıyla evlenmişti.
Hayatında kısa süreli bir çok kadın arkadaşı olan Elvis, aslında beraber olduğu kadınlardan çok çabuk bıkan bir yapıya sahipti. Ancak onun aşk hayatında uzun süreli ve iz bırakan sadece 3 kadın olmuştu.
Prischilla, Linda ve şimdi de Ginger...
(Bu arada Kralın zevkliliğini takdir etmeden geçmeyelim. Prischilla başlı başına güzel bir kızdı, Lindanın Tennessee Eyalet Güzelliği ünvanı var, Ginger da Memphis Trafik Güzeli... Krala da güzellik kraliçeleri yakışır değil mi ...?.. )

İşte bu koşullar altında zor ve yalnız günler, geceler geçiren Elvis bir anda karşısında bulduğu bu saf, sevgi dolu ve olağanüstü anlayışlı kızı görünce aradığını bulduğunu hissetti.
Sağlığının en kritik dönemleri olan 1976 yılının ikinci yarısında Elvis, uyku sorunu, yorgunluk, kalp ve tansiyonuyla ilgili kullandığı ağır ilaçların etkisiyle sık sık kabuslar görerek uyanır ve her defasında da yakın çevresine annesini çok özlediğini, hatta onunla konuştuğunu dile getirirdi.
Ginger, o kadar olgun ve anlayışlıydı ki Elvisle bir araya geldiklerinde Elvisin ona saatlerce annesinden bahsetmesine ses çıkarmaz, hatta dahası o da Gladys Anneyi Elvisle beraber özleyen bir tablo çizerdi...
Esas elektriklenme tam yılbaşı gecesi Elvisin Pittsbourghtaki konserinde oldu. Ginger muhteşem bir sürpriz yapmış, Lisa Marienin elinden tutarak kuliste Black Eagle kostümünü henüz giymiş Elvise ziyarette bulunmuştu.
Bu onların Noel partisinden sonraki ilk karşılaşmalarıydı.


O konserin DVDsini izlediğimde Elvisi oldukça güler yüzlü ve mutlu bulmuştum. Elvis sahnede, önlere yakın bir sırada, Baba Vernon, Lisa Marie ve Ginger yan yana oturuyorlardı... Kale içten fethedilmişti....
Bundan sonra Ginger, ilişkilerinin biraz da kesinleşmesiyle, artık Elvisin konserlerinde seyirciler arasında, Baba Vernonun yanında yer alıyor ve Elvis tarafından kız arkadaşım Gingerı tanımanızı istiyorum, bakın orada oturuyor, hadi ayağa kalk Ginger diye anons ediliyordu...

Tabii bu arada bütün basın ve müzik yayınlarında Elvisin Ginger ile resimleri çıkmaya başlamış, Ginger, Kralın yeni sevgilisi olarak müzik medyasındaki yerini almıştı. Yeni, ama son sevgili mi, kim bilir ??
Ve yine kısa sürede fısıltı ve magazin gazeteleri, artık Elvisin bu yeni kıza sırılsıklam aşık olduğunu, gelip geçici bir şey olmadığını, ve Elvisin ciddi evlenme niyetinde olduğunu, yakında müzik dünyasının görkemli bir Kral Düğününe şahit olacağını yazmaya başlamışlardı.
1977nin Ocak-Ağustos arası Elvisin hayatında var olan Ginger, gerçekten vefalı, her konuda anlayışlı ve gönüllü bir sevgili miydi ?
Olaya Elvisle ilgili haberler yönünden bakarsanız, Kral, sırılsıklam aşık olduğu bu kızla evlenmeye karar vermişti, hatta en yakın arkadaşlarına artık bir oğul sahibi olmak istediğini söylüyordu,
ve hatta 1977nin Aralık ayında planladıkları düğünlerinde nikahlarını A.B.D. Başsavcısı kıyacaktı...
diye biliniyor bütün bu olanlar...
GERÇEKTEN DE ÖYLE MİYDİ ?
Oysa, Elvisin ölümünden bir yıl kadar sonra, çok özel bir röportajda Baba Vernon Presley şöyle diyecekti ;
- Shelia Ryan tatlı bir kızdı, neden ayrıldıklarını bilmiyorum. Ama kızın Elvisten ayrılır ayrılmaz bir başkasıyla evlenmesine çok şaşırdım. Ginger Aldeni ise hiçbir zaman tam anlamıyla tanıdığımı söyleyemem. Saygılı ama fazla konuşmayan birisiydi. Oğlumla evleneceklerinden emindim. Ziyaretime beraber geldiklerinde nişan yüzüklerini bana göstermişlerdi. Ancak ölümden bir hafta kadar önce Gracelandda oğlumla oturup saatlerce sohbet ettik, onu çok düşünceli ve durgun gördüm. Sonunda dayanamadım gazetelerde, dergilerde nişanını ilan edeceğini okuyorum ama sen bu konudan bana bahsetmiyorsun, ne zaman evleneceksiniz ? diye sordum, birkaç saniyelik suskunluktan sonra aldığım cevap Tanrı bilir olmuştu. Şaşkınlığımı gizlemeye ve moral vermeye çalıştım. İşte o an anlamıştım ki, oğlumun evlilikle ilgili düşünceleri tamamen değişmişti...
SORU : O gün itibarıyla tüm sanat ve müzik medyası, çevresi ve babası dahil herkes Elvis ve Gingerın evleneceklerinden bu kadar eminken, Elvis, böyle bir evliliğin olmayacağını ve aslında oynanan bir oyunun son perdesine gelindiğini biliyor muydu ?

Peki, Ginger Alden kimdi ?
Zor ve yalnız günlerin güvenilir hayat arkadaşı mı ?
Yoksa Elvise uygulanmasına karar verilen ve artık dönüşü olmayan tanık koruma projesinin direksiyon ve vitesini elinde tutan bir icraat görevlisi mi ?
Kaldı ki, Ginger, Elvisin ölümünden sonra hiç ortada gözükmedi, hiçbir Tv, radyo, gazete, dergi veya medya organına röportaj, beyanat, demeç vermedi. O muhteşem cenaze töreninde bile ön planda yer almadı, hatta tören sonrası Gracelandda kalmaya devam etmedi, evine döndü.
Sustu, aşkını, acısını, anılarını kalbine gömen sevgiliyi oynadı, ve bir süre sonra da Memphisten ayrılarak Los Angelesa taşındı, 1984 yılına kadar mesleği olan fotomodelliğe devam etti, sadece moda dergilerinin resimlerinde yer aldı, birkaç reklam filmi dışında, kendisine gelen tv dizisi veya film oyuncusu olma tekliflerini reddetti.
Hiç evlenmedi ve de hiç bir zaman adı her hangi bir erkekle anılmadı.
80lerin başında bir iki röportaj verdi ama, Elvisin onunla mutlu olduğunu, ölümünü kabullenmenin çok zor ama Elvisin Tanrının özel yaratılmış bir insanı olduğuna inandığını ifade eden cümlelerin dışında başka şey konuşmadı, Elvisin ona hediye ettiği karat değeri çok yüksek olan nişan yüzüğünü ve TCB kolyesini ölene kadar asla çıkarmayacağını anlattı ve Prischilla ile ilgili hiçbir özel soruya cevap vermedi.
Son olarak, 1987-88 döneminde Capitol adlı soap-opera türü bir tv dizisinin Cast Operatörü (oyuncu kadrosunu hazırlayan kişi) olarak çalıştı. Ve sonra Ginger, 80lerin sonunda köşesine çekildi ve ısrarla kendini unutturdu...
Elvisi neredeyse karşı kaldırımdan görmüş kişilerin bile kitap yazdığı, anılarını paraya çevirdiği böylesine bir fırsat okyanusu varken, Ginger hiç bir zaman anılarını kaleme almadı, sayfalara dökmedi, kitap, yazı dizisi vs. yazmadı.
Aradan yıllar geçmesine rağmen bugün bile Elvisle ilgili hazırlanan belgesel nitelikli hiçbir video, vcd veya dvdde (Elvisin uzağından, yakınından, alakalı alakasız, pek çok kişinin anıları, yorumları varken) Ginger Aldenin Elvisle beraber çekilmiş bir-iki fotoğrafının dışında hiçbir konuşması yorumu, görüntüsü, anlatımı vs. yoktur. İlginç...
SON GÜNE DOĞRU....
Bütün bu olanlardan anlaşılıyor ki, bu ikinci yaşam için yapılmak istenenler Elvise gerek resmi kanallardan, gerekse de Ginger Alden vasıtasıyla kabul ettirildi, uygulatıldı.
Dini ve batıl inançları çok güçlü olan Elvisi ikna etmeleri kesinlikle hiç kolay olmamıştır, ama eminiz ki ;
Seni öldürüp(!?) yeniden dünyaya getirelim, yoksa Lisa Marieye kıyacaklar dendiğinde akan sular durmuştur...
Evet, artık bir sonraki süreç; 16 Ağustos 1977, Salı,
Yerel saat 14:00, banyoda öylece bulunması, Graceland koşuşturmaları,
itfaiyeden gelen ambulans ile istikamet Memorial Baphtist Hastanesi,
16:40da ölüm ilanı, yayınlar kesilerek verilen haberler, şaşkın yüz ifadeleri,
birkaç dakika içinde dünyanın her yerine bomba gibi düşen bir haber,
(Japonya da, Tokyo merkezli resmi TV kanalında Elvisin ölüm haberi verilirken, haberi sunan bay ve bayan iki spikerin ellerindeki tekstleri bırakarak hıçkıra hıçkıra ağladıkları bilinmektedir)
sonra, panik, hüzün, telaş, konuşmalar, yorumlar, anılar, yorumlar,
17 Ağustos Çarşamba... Bütün gazetelerde tam manşet ölüm haberleri...

Memphis Cenaze Evinde hazırlıklar, ABD Başkanı Jimmy (James Earl) Carterın övgü dolu taziye mesajı...
Gracelanddaki katafalkta son gece, ünlü konuklardan başsağlığı ziyaretleri, anılar, hatıralar...
18 Ağustos Perşembe... 14:00da Elvisin naaşını taşıyan (ya da taşıdığı sanılan) beyaz limuzin cenaze aracının, 14 adet polis motorsikletinin eskortluğunda Gracelanddan çıkışı... Elvis Presley Bulvarında ağır ağır ilerleyen 21 adet beyaz Cadillac ve ardından gelen 80 araçtan oluşan unutulmaz cenaze konvoyu...
(Bu arada yine küçük bir not düşelim, o bembeyaz Cadillac konvoyunun ortasında Burt Reynoldsın çift kapılı kahverengi 1976 Buicki bayağı sırıtıyordu, ama ölüm haberinden itibaren yaz ortasında Miamideki film çalışmalarını bırakıp Gracelanda ilk gelen sanatçılar arasında yer alan Reynoldsun vefasını takdir etmek gerekir.
Elvisin cenaze törenine Bob Hope, Walter Matthau, George Hamilton, Jack Lemmon, Glenn Ford, Ann Margret-eşi Roger Smith, Carolyn Kennedy, John Wayne, James Brown, Sammy Davis Jr, Chat Atkins, Ricky Nelson gibi büyük isimler başta olmak üzere, müzisyenler, eyalet yetkilileri, ve filmlerinde beraber oynadığı sanatçılardan oluşan yaklaşık 150 ünlü konuk cenaze protokolüne dahil olmuştur.)









Vee, 16:00 son durak Forrest Hill Mezarlığı... Başrahip Rev Bradleyin yönettiği dini tören...
Jackie Kahaneden Elvisi anlatan övgü dolu methiyeler,
Kathy Westmorelanddan My Heavenly Father ilahisi, vs.vs....
17:00 mozolede defin...
Biraz garibinize gidecek ama şu gömülme sırasına da kısaca değinelim.
Elvis, ölüm tarihinden iki yıl önce annesinin gömülü olduğu Forrest Hill Mezarlığında muazzam bir mezar yaptırmıştı annesinin ayak ucunda, kendisi ve ailesi için.
Hani şu kocaman tek parça mermer bir haç, haçın üzerinde IHS ( In His Service) harfleri, haçın önünde insan boyutunda kollarını iki yana açmış İsa Peygamberin heykeli, İsanın önünde dua eden iki adet kanatlı melek heykelcikleri, İsanın bulunduğu kademenin altında da büyük harflerle PRESLEY yazıyor...



Elvis, o zamanın parasıyla 16.000 dolar saymış bu mezarın yapımına. Annesinin hemen ayak ucunda inşa edilen bu mezar için o yaşarken hep annemin yanındaydım, öldükten sonra da onun yanında olmak istiyorum dermiş arkadaşlarına. Kralın annesine olan sevgisi biliniyor zaten.
(Ama katıksız Elvis düşmanı, bazı sahtekar Freudçu yorumculara göre Elvis annesine aşık bir sapıktı. Demek ki insan sevgisinin dejenere edilmesi o yıllarda da varmış. Ayıp, dahası ahlaksızca iftiracılık...)




O gün Elvis annesinin ayak ucundaki bu muhteşem mozoleye gömüldü.
Bitti mi ???...
Bitmedi...
Mezarlıklar genelde son durak olur, ama Elvisin içinde olduğu varsayılan o pahalı, dışı mavi lake, çelik ve bakır alaşımı kaplamalı ağır tabutun son yolculuğu, definden 46 gün sonra 2 Ekim akşamında tekrar Gracelanda oldu.




Ancak Elvis, evine yalnız dönmedi. Baba Vernon Presley oğlunu ve 1958de kaybettiği karısı Gladysin kalıntılarını da başka bir tabutun içinde Gracelanda getirdi.
Birkaç gün sonra da, Elvisin yaptırdığı o muhteşem anıt-mezar da yerinden söküldü, Gracelandda Meditasyon Bahçesinin bir köşesine seyirlik olarak konuldu.
Şimdi önemli bir noktaya geliyoruz...
Forrest Hillde 46 gün yan yana yatan ana-oğul Gracelandda yan yana gömülmedi.
Elvis ile annesinin arasına bir mezar yeri boşluk bırakıldı.
Buraya 1979 Haziranında Baba Vernon gömülecekti.
Elvisin sağına da 1980de babaannesi Minnie Mae Presley gömülecekti.


BİR KAÇ SORU DAHA SORALIM;
Annesine olan düşkünlüğü bilinen Elvis, ki o tarihte hayatta olan babası tarafından neden annesiyle yan yana gömdürülmedi ?
Vernon Presley, Gladysi oğlundan daha çok mu sevdiğine kanaat getirdi de ikisinin arasına kendi yerini hazırladı ?
Gladysi çok sevdiyse neden Onun ölümünden hemen bir buçuk yıl sonra üç çocuk annesi Davada Dee ile evlendi ?
Yıllar sonra da Deeden ayrılıp son aylarını sekreteri Sandy Miller ile nişanlı sıfatıyla yaşayan Baba Presley, oğlunun mezarının aslında boş ve sanal bir mezar olduğunu biliyor muydu, ya da öğrenmiş miydi de ilk eşinin yanına kendisinin gömülmesini sağladı ?






Sonuçta 2 Ekim 1977 gecesi, merhum Elvis Gracelanda döndü.
Ama bu defa evinin arka bahçesinde ve Aaron adıyla gömülmek üzere...
Mezar taşına orijinal olarak Aron yazılmasına, dini ve batıl inançlarına son derece düşkün olan Elvisin müsaade etmediği iddia ediliyor. Hoş, o anda Elvisin pazarlık yapacak hali kalmış mıydı tartışılır, ama bu kadarına da müsaade etmişler demek ki, mozole üzerine Elvis Aaron Presley yazıldı...
Elvis ile ilgili tüm belgelerde, doğum sertifikasında, okul diplomalarında, konser ve albüm anlaşmalarında, kendi el yazısı ile yazdığı tüm imzalarında ismi tek a ile Aron olarak yer almaktadır.
Ancak bazı iddiasever araştırmacılar, hurafelere çok düşkün olan Elvisin tek a harfi ile aron kelimesini heceleyemediğini, bunu da uğursuzluk saydığını ve ismini daha rahat heceleyebilmesi için 1972de kendi isteği ile adını Aaron yaptığını iddia ederler, ama bunun resmi olarak kanıtı yoktur.
Kaldı ki, Elvis ile ilgili en son resmi belge olan ölüm sertifikasında da ikinci adı Aron olarak yazılmıştır.

Neden Forrest Hill değil ve Neden Graceland ???
SON SORU : Siz, yukarıda anlatmaya çalıştığımız, tanık koruma programını uygulayan makamın yerinde olsanız, kendi ellerinizle ürettiğiniz, çok, ama çok önemli bir sanal cenazeyi, şehrin dışındaki asri mezarlığın bir köşesinde, yerin 1 metre altında, kaderiyle baş başa bırakır mıydınız ? Ya da öylece bırakıp işinizin başına döndüğünüzde, masanızda kahvenizi, rahat rahat ve halen, yudumlayabilir miydiniz ?
ANILAR, HATIRALAR, HAİN ZAMAN, ZALİM TAKVİMLER...
1977 AĞUSTOS.... NE GÜNLERDİ O GÜNLER ...















İşte böyle, sevgili arkadaşlarım...
Kralımız, ardında sadece hacmi ve özgül ağırlığı çok ağır bir müzik kariyeri bırakmakla kalmadı, bir o kadar da soru işareti bırakıp evinde sessizce anılara karışıverdi.
Ben bu yazımdaki konuları, yaklaşık 25 yıllık bir bilgi ve doküman birikimlerimden bir araya getirebildim. Çünkü, bu konulara kafa yormaya başladığım o yıllarda internet diye bir şey yoktu. Yaşı 40ın üzerinde olanlar hatırlayacaklardır, bir Hey Dergisi vardı 70li yıllarda, bu efsane dergide Elvisin bir resmi, bir haberi çıkacak diye nöbet tutardık adeta.
Yurt içindeki basın yayın organlarında Elvis ile ilgili önemli bir bilgi ve belge edinmek imkansızdı.
Ben yine de şanslıydım, askeri mesleğim gereği yurt dışına, özellikle Amerikaya gidip gelen arkadaşlarım sayesinde, kitaplar, dergiler, albümler, konser-tartışma-yorumlar içeren video kasetler (genelde NTSC ve VHS) gibi kendimce muazzam sayılabilecek bir Elvis Dökümantasyonuna sahip oldum.
Bununla birlikte yine çok şanslıyım ki, mesleki ihtisasım gereği Türkiyede internet olayını ilk kullanan kişilerden biri olmam 90lı yılların ortalarından itibaren Elvise ulaşmamı sağladı. Gönlümdeki Elvis, bu şekilde bilimselleşti...
(Sevgili arkadaşlarım, internetin ilk yıllarında elvis veya presley yazarak ulaşabileceğiniz 7 bin küsür site vardı. Daha sonra bu sitelerin çoğu kayboldu, kalanlar yasal hizaya getirildi ve bugünkü elvis.com yürürlüğe girdi.)
Yazımın başında da söylediğim gibi, bunların hepsi, aslında Elvisin ölümünün bir yalan düzen olduğunu ortaya koyan ama yasal kanıtı, kesin ispatı mümkün olmayan iddialar olduğunu belirtmiştim.
Ancak ne var ki, okuyana, dinleyene adeta bir masal, bir kurgu film gibi gelen bu iddialar, senelerce ciddi medya ve yayın kuruluşlarında ve yine ciddi kişiler, yetkililer, uzmanlar tarafından hep tartışıldı, halen de tartışılıyor...
Elvis Yaşıyor mu ? Komplo Teorileri araştırma yazımı iki yıl önce apar topar düzenleyip sitemizde üyelerimize sunduğumuzda aslında bu kadar teferruata da girmemiştik. Ama yine de o yazımız o kadar çok ilgi çekti ve o kadar çok e-mail, mesaj, telefon yağmuruna tutulduk ki, bu konunun Elvisi sevenler tarafından da sıkı takip altında olduğunu gördük. Aradan bu kadar zaman geçmesine rağmen yine de bu konuyla ilgili sorularla, yorumlarla karşılaşınca, tekrar ama biraz daha teferruatlara da girerek yazımızı tekrar kaleme aldık. Bütün yorum ve düşüncelerimizi üyelerimizle paylaşmaya halen de devam ediyoruz.
Yazımızdaki resimlere gelince... Sanırım, ilginizi çekmiştir.
Youtubeu icat edenlere ve buraya resim, video gönderenlere ne kadar teşekkür etsek azdır.
Youtubea girdiğinizde elvis funeral yazın, bir anılar okyanusuna dalın, 16-17-18 Ağustos 1977yi tekrar yaşayın...
(Bu arada son küçük bir not ;
O unutulmaz gün, şöför Trent Webbin kullandığı, Elvisin naaşını taşıyan o beyaz limuzin cenaze arabası, daha sonra sadece Elvisin şehir mezarlığından Gracelanda taşınmasında kullanılmış. Aynı araç, iki yıl sonra 9 Haziran 1979da Vernon Presleyin de naaşını taşımış ve bir daha hiç ama hiç kullanılmamış.

Bu araba onca yıl kullanılmazlıktan sonra, motoru çalışmaz, lastikleri erimiş, boyaları dökülmüş, her tarafı paslanmış hurda haliyle, Elvis hayranı, Teksaslı, araba tutkunu bir zengin tarafından iki yıl önce, paranın tamamı yetim ve özürlü çocuklar ile ilgili bir hayır vakfına verilmek üzere, yaklaşık 4000 dolar karşılığında satın alınmış...
Kolleksiyonun orjinalliğine bakar mısınız ?....)
Son olarak, bana Elvisin yaşadığına inanıp inanmadığımı sorarsanız,
İnsanoğlu aslında güçsüz bir yaratık derler ya, hani bağırsanız yüz metre öteye sesinizi duyuramazsınız,
oysa milyarlarca insan arasında sesini tüm dünyaya duyurabilene ne mutlu....
Yaratan, yeryüzünde çok az insana ebediyyen adını ve namını var etme imkanı ve yeteneğini vermiştir.
Böyle insanlara da ölümsüz denir...
Evet, Elvis Aron Presley yaşıyor, müzik tarihinin dün, bugün ve yarınında, kalplerde, şarkılarda, gönüllerde...
Arif KAVAKLI
ETA Elvis in İstanbul Fan Kulübü


